"Bir hayat ki; Gümüşhane'nin sarp yamaçlarında yeşermiş, İstanbul'un çelik kalbinde imana durmuştu. Onun için alın teri sadece ekmek değil, aynı zamanda kutsal bir mücadele yeminiydi."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ YEMİN
Gümüşhane’nin Torul ilçesinden kopup gelen, dağların sarsılmaz ve dürüst ruhunu taşıyan bir isimdi: KADİR YILMAZ. Hayatının baharını geride bırakmış, 45 yaşında, olgunluğunda bir yiğitti. Onun kimliği, toprağa bağlılığı ve inancına olan adanmışlığı ile mühürlenmişti. Mesleği, en onurlu sanatlardan biriydi: İşçi. O, elinin nasırlarını davasının beratı olarak taşıyan, sıradanlığın içindeki büyük kahramanlardan biriydi.
EMEĞİN VE İDEALİN SAVAŞÇISI
Kadir Yılmaz, metropolün acımasız ritmine ayak uydurmuştu. İstanbul’un Zeytinburnu semtinde yaşıyor ve Mensucat Santral Fabrikası’nda alın teri döküyordu. Ancak onun hayatı sadece bir fabrika duvarıyla çevrili değildi. O, davasına yüreğini adamıştı; Ülkücü İşçiler Derneği İstanbul şubesinin bir ferdiydi. Bu, sadece bir üyelik değil, emeği namusu bilenlerin, fabrikanın tozlu koridorlarında bile mücadeleden vazgeçmeyeceğinin bir ilanıydı. Onun için işçi olmak, ülküye hizmet etmek demekti; hem fiziken hem de ruhen savaşmaktı.
O KARANLIK GECEYE DOĞRU
Takvimler, 03 Ağustos 1979’u gösterdiğinde, İstanbul’un üzerinde karanlık ve tehlikeli bir hava vardı. Kadir Yılmaz, mesaisini tamamlamış, yorgunluğunu servisine bırakarak evine doğru yola çıkmıştı. Bu, binlerce işçinin her gün yaptığı o rutin yolculuktu; sadelik ve güven arayışı... Ancak karanlığın planları başkaydı.
VURULAN HİZMET ARACI VE SON DURUŞ
Gece çökmüşken, huzur getirmesi gereken o işçi servis aracı, Zeytinburnu’nun bir noktasında zalimce durduruldu. Komünist militanlar, karanlık bir ideolojinin nefretiyle servise saldırdılar. Onlar sadece Kadir Yılmaz’ı değil, onunla aynı inancı ve kaderi paylaşan iki yiğit kardeşi, TACETTİN ve FAHRETTİN YAVUZ kardeşleri de hedef almışlardı.
Kahramanlar, araçtan indirilmek üzere çağrıldılar. O an, bir kaçış ya da yalvarış anı değil, imanın dize gelmeyeceğinin sessiz bir kabullenişiydi. Kadir Yılmaz, 45 yıllık ömrünün en kritik yürüyüşünü yapıyordu; o, yoldaşlarıyla birlikte, kurşunların soğuk namlusuna doğru, başı dik bir şekilde yürüdü.
ŞEHADETİN SONSUZ MÜHRÜ
Olay anının dehşeti ve son sözleri bilinmez. Ancak bilinen tek bir şey vardır: Kadir Yılmaz ve yoldaşları, kurşuna dizilmek suretiyle şehit edildiler. Onların ölümü, sadece bir işçinin hayatının sonu değil, namlular karşısında eğilmeyen bir iradenin zaferiydi. Bu hain saldırı, Kadir Yılmaz’ın 45 yıllık onurlu hayatını 03 Ağustos 1979 gecesi ebediyete taşıdı.
İmanının yüceliği, vatanına olan borcu ödediğini gösteriyordu. Cenazesi, Seyyid Nizâm Câmii’nde kılınan son namazının ardından, Ayvalık Mezarlığı’nın kutsal toprağına, ebedi istirahatgâhına tevdi edildi. Bir işçinin elleri, artık toprağın altında dinleniyor, ancak fedakârlığı asla susmuyordu.
"Kadir Yılmaz, 45 yaşında, bir işçiydi; ancak onun kanı, sadece bir fabrika duvarını değil, bir milletin vicdanını da boyadı. Şehadeti, ebediyete yazılmış bir direniş destanıdır."