"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; memleketin çelikten yokuşuna feda edilir."
TOPRAĞIN EMANET ETTİĞİ YİĞİT
O, Tekirdağ'ın bereketli topraklarında, Ergene ilçesinin mütevazı Velimeşe Köyü’nde dünyaya gözlerini açtı. Ancak kader onu, inancının en çetin sınavını vereceği kadim şehir İstanbul'a, Zeytinburnu Şabanağa'ya sürükledi. Tacettin Yavuz, bileğinin gücüyle, alnının teriyle var olan bir kahramandı. Mesleği işçiydi; emeğiyle ülkesine hizmet ederken, ruhunu da sarsılmaz bir ülküye adamıştı.
DAVANIN EMEKÇİ NEFERİ
Mensucat Fabrikası’nın zorlu şartlarında geçen her mesai saati, onun için sadece bir çalışma değil, aynı zamanda büyük davasına duyduğu adanmışlığın da bir kanıtıydı. O, sıradan bir işçi değildi; o, idealist ve kararlı bir neferdi. Ülkücü İşçiler Derneği çatısı altında, emeğini ülküyle birleştirdi. Daha önce de MHP Zeytinburnu İlçe teşkilatının aktif bir üyesi olarak, inandığı değerler uğruna mücadele etmekten asla geri durmadı. Tacettin Yavuz, hayatını, alın terini ve bütün varlığını bu kutsal kavgaya adamıştı.
SERVİS ARABASINDAKİ SON YOLCULUK
Takvimler 03 Ağustos 1979’u gösteriyordu. İstanbul, kirli ve kanlı bir fırtınanın eşiğindeydi. O gün, mesai bitmişti. Fabrikanın gürültüsü yerini, yuvaya dönüşün sessiz umuduna bırakırken, Tacettin, işçi servisine bindi. Yanında, sadece kader arkadaşı değil, kan kardeşi Fahrettin Yavuz da vardı. Ve onların yanında, bu onurlu mücadelenin diğer bir yiğidi, yakın arkadaşları Mahir Yılmaz duruyordu. Üç yiğit, aynı servisin koltuklarında, yan yana, sarsılmaz birliğin timsali olarak oturuyorlardı.
KAHRAMANLIĞIN ÜÇ FİDANININ VURULUŞU
Ancak bu yolculuk, hedefine ulaşamadı. İhanet, sokakların gölgesinde pusu kurmuştu. Devrimci solcu-komünist militanlar, işçi servisini yolda durdurarak, ekmeğinin peşinde koşan bu adanmış ruhlara yöneldiler. Söz yoktu, uyarı yoktu; sadece namludan çıkan, kör bir kinin ateşi vardı. Üç ülküdaş, en masum anlarında, evlerine dönerken, alçakça bir saldırının hedefi oldular. Tacettin Yavuz, kardeşi Fahrettin Yavuz ve yoldaşı Mahir Yılmaz, aldıkları kurşun yaraları neticesinde olay yerinde, o servis arabasının içinde şehadet mertebesine eriştiler. Omuz omuza çalıştılar, omuz omuza inandılar ve nihayet, omuz omuza son nefeslerini vererek, davalarının hakikatini canlarıyla mühürlediler.
"Onlar, bir işçi servisinde başlayan fakat sonsuzluğa uzanan o kutsal kavgayı, yan yana, omuz omuza vererek mühürlediler."