"Hak bildiğin yolda, son nefesine kadar yürümek, tarihin omuzlarına yüklenmiş bir borçtur."
KÖKLERİN VE YILLARIN YÜKÜ
O, sadece bir isim değildi; o, bir neslin fedakârlığının somutlaşmış haliydi. HAYDAR ÇAĞLAR... Adı, memleket sevdasıyla yazılmış bir destanın kahramanlık faslını açıyordu.
Yuvayı kurduğu topraklar, Karadeniz’in çetin duruşlu coğrafyasıydı: Trabzon’un eski adı Şarlı, şimdiki adı Beşikdüzü ilçesi. Hayatının baharını çoktan geride bırakmış, 59 yıllık onurlu bir ömrü omuzlamıştı. İstanbul’da, Kartal ilçesinde, ekmeğini taştan çıkaran, dört evlada baba olan ve hanesini ayakta tutan bir EMLAKÇI olarak yaşamını sürdürüyordu.
Ancak Haydar Çağlar’ın hayatı, sadece ticaret ve aile yuvasından ibaret değildi. O, davasına adanmışlığın sarsılmaz kalesiydi.
İNANÇ VE SİPER: KARTAL’IN BAŞKANI
Haydar Çağlar, evlatlarına ve ailesine duyduğu sorumluluğun yanında, millete olan borcunu da sırtlanmıştı. O, MHP Kartal İlçe Başkanlığı gibi ağır, tehlikeli ve kutsal bir görevi üstlenmişti. 1970’lerin o fırtınalı, karanlık günlerinde, bir dava adamı olmak; her gün, bilerek ve isteyerek bir ateş çemberine girmek demekti.
O, inancının sipere ihtiyacı olduğunda, en ön safta durmayı seçenlerdendi. Evinin sıcaklığını, ülkesinin soğuk ve çetin mücadelesi için feda etmişti.
O KARANLIK GÜN: AĞUSTOS 1979
Tarih, 03 Ağustos 1979’u gösteriyordu. O gün, sıradan bir Cuma sabahı olmaktan çıkıp, tarihin kanlı bir sayfasına dönüşecekti. İstanbul, henüz uyanıyordu. Vakit, sabahın erken saatiydi, 08.00 sıraları.
Haydar Çağlar, her zamanki gibi, vatan ve millete adanmış o ruhuyla evinden dışarı adımını attı. O, sadece işine veya vazifesine yürümüyordu; o, alnının yazısına doğru yürüyordu.
Ancak pusudaydı alçaklık.
SON VAZİFE VE VURULMA ANI
O karanlık ideolojinin gölgelerinde saklananlar, mertliği terk etmiş, namertliği seçmişlerdi. Sayıları üçtü. Devrimci solcu-komünist militanlar, tek başına, ailesinin rızkını kazanmak için yola çıkan bu davanın çınarını bekliyorlardı.
Araba garajının önüne geldiği an, üç karanlık gölge birden ateş kustu. Silahlar, hakikatin sesini susturmak istercesine patladı. Mermiler, 59 yıllık şerefli bir ömrün son perdesini açtı.
Haydar Çağlar, aldığı yaralarla oracıkta, evinin kapısının önünde, en ağır bedeli ödeyerek ŞEHADET mertebesine yükseldi. O an, bir ülkü fidanı devrilmiş; ancak ardında koca bir orman bırakmıştı.
EMANETİN TOPRAĞA VERİLİŞİ
Fani hayatı, geride kalan dört evladı, sarsılmaz inancı ve şanlı mücadelesiyle sona ermişti. Ülkücü Şehit Haydar Çağlar’ın aziz naaşı, İstanbul’un yürek yakan o günlerinde, Sultanbeyli ilçesi Fatih Sultan Mehmet Mezarlığı’nın serin toprağına, ebedi istirahatgâhına tevdi edildi.
O gün, sadece bir Emlakçı, bir Başkan toprağa verilmedi; toprağa, bu vatanın bir metrekare dahi satılmayacağının yeminini kanıyla mühürlemiş bir kahraman verildi.
"Bazı insanlar ölüme yürür; bazıları ise ölümü yenecek bir dava bırakarak yürür. Haydar Çağlar, ikinci yolu seçti."