"Bazı genç hayatlar vardır ki, bir milletin kaderine adanmışlıklarıyla yazılır. Onlar, daha çocukken yürümeyi değil, fedakârlığı öğrenmişlerdir."
KÖKLERİNDEN GÖĞE UZANAN YEMİN
O, sıradan bir hayatın değil, kutsal bir davanın neferi olmak üzere dünyaya gelmişti. Adana’nın Karataş İlçesi’nin Çimenli Köyü’nde yeşeren bu filiz, Mustafa Yüce’ydi. Ailesinin taşıdığı ülkücü duruş, onun da ruhuna işlemiş; henüz yolun başında, on yedi baharında, omuzlarına büyük bir sorumluluk yüklenmişti. O, sadece bir öğrenci değildi; o, idealizmin Adana sokaklarındaki sesiydi.
ON YEDİ YAŞIN SIRTLADIĞI SANCAK
Şehit Duran Mahallesi, onun adanmışlığının şahidiydi. Okulu olan Şehit Duran Lisesi'nde, gençliğin savrulduğu, fikirlerin çatıştığı o zorlu çağda, sıradan bir sıra arkadaşı olmak yerine; Ülkücü Teşkilat’ın İkinci Başkanı olarak sancağı taşıyordu. O, on yedi yaşında, kimilerinin hayatı daha yeni keşfettiği bir dönemde, ülkesinin geleceği için en ön safta, dik bir duruş sergilemenin bedelini ödemeye hazırdı. Gençliğini hiçe sayarak, inandığı değerler uğruna göğsünü siper etmişti.
İMANIN VE ADANMIŞLIĞIN SON YÜRÜYÜŞÜ
Takvimler 03 Ağustos 1979’u gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayıydı; orucun manevi huzurunun, yeryüzündeki kötülükle sınandığı anlar yaşanıyordu. Mustafa Yüce, iftar vaktine yaklaşırken, evinin sıcaklığına, ailesinin huzuruna kavuşmak için yoldaydı. Oruçlu bedenindeki yorgunluk, ruhundaki inançla perçinlenmişti. Artık menzile çok az kalmıştı.
SON YİRMİ METREDE YÜKSELEN MİRAS
Mustafa, evine sadece yirmi metre mesafede, o eşiği geçmek üzereyken, karanlık bir tuzakla karşılaştı. Pusu kurulmuştu. İnancına düşman, ideallerine karşı duran üç devrimci solcu-komünist militan, vicdan ve merhametten yoksun bir saldırı başlattı.
O an, bir evin kapısı ile bir milletin kaderi arasında duruyordu. Göz açıp kapayıncaya dek süren bu silahlı saldırı, genç bir kahramanın hayatını, adanmışlığın nişanı olarak tarihe mühürledi. Mustafa Yüce, Ramazan ayının o kutlu vaktinde, iftar sofrasına değil, ebediyet sofrasına yürüdü.
TARİHİ YAZAN SON NEFES
Adana toprağı, 03 Ağustos 1979 günü, gencecik bir fidana mezar değil, bir destanın başlangıcı oldu. Mustafa Yüce, on yedi yaşında, idealleri uğruna canını feda ederek, Şehit Duran Mahallesi’ndeki isminin neden yaşatılması gerektiğini kanıyla yazdı. O, sadece bir suikastın kurbanı değil, zulme karşı dimdik duran, korkuyu tanımayan imanın ve ülkücülüğün ebedi sembolü oldu.
"Kimi zaman bir ölüm, binlerce yüreği aydınlatır. Mustafa Yüce, iftarını cennette açarak, adını ülkenin ruhuna, silinmez bir kahramanlık mührü olarak kazıdı."