"Kimi yiğitler, emeğiyle sadece ailesini değil, bir milletin vicdanını da doyurmak için yaşar. Nadir Ünal, çelikten kalbiyle o yiğitlerdendi."
HATAY’IN YÜREĞİ: GENÇ YAŞTA ADANMIŞLIK
Hatay-İskenderun toprakları, henüz 26 baharını yaşamış bir yiğide, büyük bir yükün sorumluluğunu vermişti. O, sadece bir eş değil, kısa süre sonra dünyaya gelecek bir yavrunun da geleceğiydi. Nadir Ünal, hayatını iki kutsal görevin arasında bölmüştü: Bir yanda alın terinin hakkı, diğer yanda vatanın çağrısı.
İskenderun’un soğuk metal kokulu atmosferinde, Demir Çelik Fabrikası’nın kalbinde çalışıyordu. Eli nasırlı bir emekçiydi; ancak onun ruhu, çalıştığı çelikten çok daha sağlam, çok daha keskin bir iradeye sahipti.
ÇELİKTE DÖVÜLEN İRADE VE LİDERLİK
Nadir Ünal, sadece fiziki gücüyle değil, davasına olan sarsılmaz imanıyla da öne çıkıyordu. O, Ülkücü İşçiler Derneği'nin Sosyal Faaliyetler Masası Başkanıydı. Bu, onun sadece bir işçi değil, aynı zamanda ülküdaşlarının sosyal yaşamına yön veren, onlara rehberlik eden bir lider olduğu anlamına geliyordu. Emeğin ve imanın birleştiği o zorlu yıllarda, omuzlarına aldığı bu görev, kendisini en ön safa sürmekten çekinmeyeceğini gösteren bir mühürdü.
BİR RAMAZAN AKŞAMI VE SON VAZİFE
Takvimler 03 Ağustos 1979’u gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayının gölgesinde, orucun manevi ağırlığıyla geçen bir iş gününün ardından, evine dönüyordu. Her zamanki gibi, yorgun bedenini ailesinin huzuruna taşımaktaydı. Bu sıradan yürüyüş, bir kahramanın alın yazısına doğru atılan son adımlar olacaktı.
O, ne bir silah ne de bir zırh taşıyordu; sadece helal kazancın onurunu ve tertemiz bir kalbi vardı.
DÖNMEZ GARAJ: VURULAN YÜREK
Hayatının en masum anında, Dönmez Garajı yakınında, karanlık pusu kurulmuştu. Hür düşünceye, emeğe ve inanca düşman olan bir grup devrimci solcu-komünist militan, sopaları ve demir çubukları kuşanmış, bir insanı değil, bir fikri susturmak için ortaya çıkmıştı.
Nadir Ünal, o an, yalnız bir savaşçıydı. Sayısı belirsiz düşman karşısında geriye adım atmadı, teslim olmayı reddetti. O’nun bedeni, Hatay’ın ortasında, zulme karşı bir direniş anıtına dönüştü. Demir çubukların ve kinin acımasız darbeleriyle, adeta linç edildi. O, sadece işçi kıyafetleriyle, hayatını adadığı değerler uğruna, teslim olmadan son nefesine kadar mücadele etti. 03 Ağustos 1979’da Hatay semaları, o yiğit işçinin kanıyla sulandı.
EBEDİ MİRAS VE YENİDEN DOĞUŞ
Nadir Ünal, 26 yaşında, bedenini bayraklaştırdı. O, şehit düştüğünde, dünyaya getireceği yavrusunu göremeyecekti; ancak bu fedakârlık, geride kalan ailesi için, ülküdaşları için ve tüm millet için en büyük mirastı. Zira O şehit olduktan kısa bir süre sonra dünyaya gelen evladı, babasının bıraktığı destanın canlı kanıtı oldu.
Hatay’da düşen bu genç işçi, sadece bir can vermedi; zulme karşı duruşun ve sarsılmaz inancın, zamana yayılan destanını yazdı.
"Bedeni toprağa düştü, lakin o günden sonra her doğan güneş, O’nun sönmeyen adanmışlığının şahidi oldu."