“Bazı hayatlar takvim yapraklarıyla değil, karanlığın üzerine düşürdükleri sarsılmaz gölgeyle ölçülür.”
KİMLİĞİ VE BİLİNMEYEN YUVASI
O, sadece bir isim değildi; o, bir devrin adanmışlık yeminiydi: AHMET ÇETİN. Adının hemen yanına yazılan o iki kelime, onun hangi safta, hangi ateşin içinde durduğunu ilan ediyordu: ÜLKÜCÜ ŞEHİT. Tarihin en zorlu cephelerinden birinde, inanç uğruna verdiği mücadelenin nişanesiydi bu unvan. Doğduğu yerin coğrafi sınırları kayıtlara geçmemiş olabilir; fakat o, ruhunu adadığı vatan toprağının tamamından neşet eden bir kahramandı. Onun doğduğu yer, yalnızca kalbinin attığı yerdi ve o kalp, bir milletin geleceği için çarpıyordu.
ESNAF VÜCUDUNDA YÜKSELEN RUH
Ahmet Çetin, tarihin büyük komutanlarından, sarayların soylularından değildi. O, halkın içinden, tırnağıyla kazıyan, alnının teriyle geçinen bir ESNAF idi. Hayatını sadece tezgâhının başında dürüstlükle geçiren bu adam, aslında omuzlarında çağının en ağır yükünü taşıyordu. Mesleği, onu sıradan bir vatandaş kılabilirdi; ama ruhundaki yüksek ülkü ateşi, onu sıradanlığın çok ötesine taşıdı. Gündüzleri ticaretin hesaplarını yaparken, geceleri davasının adaletini ve geleceğini düşünen bir yiğitti. Onun kahramanlığı, üniformalı değil, helal kazancıyla bezenmiş, saf bir adanmışlık örneğiydi.
İSTANBUL’DA TAKDİR EDİLEN RANDEVU
Anadolu’nun sarsıntı içinde olduğu, karanlığın pususunun her köşeyi tuttuğu o meşum yılda, 1979’da, kaderin oku onu büyük metropol İSTANBUL’a yönlendirmişti. Bir medeniyetin kalbi olan bu şehir, ne yazık ki, aynı zamanda nice yiğidin son nefesini verdiği bir mücadele meydanıydı. Ahmet Çetin için de geri dönüşü olmayan o büyük gün, takvimlerin 03 AĞUSTOS 1979’u gösterdiği o acımasız Cuma günü geldi çattı.
BİLİNMEYEN GÜNÜN DESTANI
Olay Günü’nün detayları, akışkan tarihin sisleri arasında kayboldu. Kimse, onun o sabah evden çıkarken geride bıraktığı son bakışı, attığı son adımı, yürüdüğü son sokağı tam olarak tarif edemez. Onun bu son ve kahramanca eylemini kayda alan tek şahit, gök kubbeydi.
O anlar, Ahmet Çetin’in bilinçli bir fedakârlık çemberine girişiydi. Saldırının dehşeti, çatışmanın şiddeti veya son anındaki duruşu kayıtlarda eksiktir; işte bu eksiklik, onun kahramanlığının en destansı yanıdır. O, bilerek ve isteyerek, ayrıntılarını kimsenin bilmesine gerek duymadığı bir cesaretle, karanlığın üzerine yürüdü. Bilinmeyen, yazılmayan o anlarda, Esnaf Ahmet Çetin, hayatını davasına adamış bir Ülkücü Şehit olarak tarihe değil, milletin sarsılmaz hatırasına adını altın harflerle yazdırdı.
“Geride kalan sayfalar boş olabilir, ama kahramanların hikayesi tarihe değil, vicdanlara kazınır. Ahmet Çetin’in şehadeti, asla unutulmayacak olan o son kararlılığın adıdır.”