"On beşlik bir fidanın göğsünde taşıdığı iman, bazen koca bir ordunun cesaretinden daha büyüktür."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNDEKİ MÜHÜR
Adı: Alaattin Yakut. Kökleri, Kahramanmaraş’ın destan yazan topraklarından, Elbistan’dan fışkırmış bir çınar adayıydı. Yıl 1978’di ve o, henüz on beş yaşındaydı. Hayatının baharında, geleceğe dair hayaller kurması gerekirken, omuzlarına basit bir çiftçi ailesinin oğlu olmanın getirdiği toprağa bağlılığı ve büyük bir davanın ağır sorumluluğunu almıştı. Kuru bir meslek sahibi değildi; onun mesleği, ruhunu adadığı ülküydü. O, henüz hayat okulunun eşiğindeyken, milletinin geleceği için en büyük dersi vermeye hazırdı.
ADANMIŞLIĞIN NEFERİ
O, kalbinde taşıdığı sancağın izini takip etti. Ülkü Ocakları Derneği Elbistan şubesinin sade bir neferiydi, ancak bu gençliğin içinde yanan ateş, onu sıradan bir üyeden çok öteye taşıdı. Mahalle sorumluluğunu üstlenmişti. Bu, yalnızca bir görev tanımı değil, mahallesindeki her evin, her komşunun huzur ve güvenliğinden kendisini sorumlu tuttuğu gözü pek bir duruştu. Korkunun gölgeleyemediği, kararlılığın rehberlik ettiği bir adanmışlık yeminiydi bu.
KADER GÜNÜ: 02 AĞUSTOS 1978
Takvimler 2 Ağustos’u gösterdiğinde, karanlık pususunu kurmuştu. Hayatını adadığı inanç uğruna yalnız ve silahsız bir şekilde duruş sergilerken, üzerine bir fırtına gibi çullandılar. Sekiz ila on kişilik devrimci solcu-komünist bir grubun hedefi olmuştu. Bu bir dövüş değildi; bu, on beş yaşındaki bir çocuğa karşı kurulmuş, alçakça bir pusu, taş ve sopayla gerçekleştirilen barbarca bir saldırıydı. Sayı üstünlüğüyle, öfkeyle ve kinle saldırdılar. Alaattin düştü. Genç bedeni, inandığı değerler uğruna aldığı darbelerle ağır yara almıştı.
YOLCULUK VE SON NEFES
Saldırının ardından umutsuz bir yaşam mücadelesi başladı. Elbistan’da, bu büyük yaraları saracak yeterli imkân yoktu. Zamanla bir yarış başladı ve Alaattin, tedavi umuduyla Malatya’ya doğru yola çıkarıldı. Bu, bir hastane yolculuğundan çok, mukaddes bir varış noktasına doğru yapılan zorlu bir son yürüyüştü.
3 Ağustos günü, Kahramanmaraş’ın çileli yollarında, gözleri ufukta, geride bıraktığı davasının huzuruyla, nefesi kesildi. Yüreği, son damlasına kadar vatan sevgisiyle attı ve o yolculukta, fedakârlığın en yüksek mertebesine erişti. Alaattin Yakut, on beşlik ömrünü, ölümsüz bir şehadetle mühürleyerek, tarihe bir kahramanlık dersi olarak yazıldı.
"Bazı yollar, bir bedeni değil, bir davanın ruhunu taşır; Alaattin’in şehadeti, o ruhun Malatya yolunda göklere yükselişidir."