“Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir milletin vicdanına adanır. O, kelimeleri kılıç, duruşu siper eyleyenlerdendi.”
DOĞUŞ VE İDEALLERİN NEFERİ
Van, 1933 yılında bir yiğidi ağırladı. Adı, Hayali Hasan Yavaş. O, henüz küçük yaşta, Anadolu’nun ruhunu, toprağın kavgayla yoğrulmuş hikâyesini özümsemişti. İlk, orta ve lise tahsilini Van’ın o kadim coğrafyasında tamamladıktan sonra, elleriyle sanat üretmeyi öğreneceği Erkek Sanat Okulundan mezun oldu. Ancak onun esas sanatı, taşlara şekil vermek değil, kelimelerle ruhları ayağa kaldırmaktı.
MÜREKKEPTEN MİRAS
Daha takvimler 28 Aralık 1948’i gösterirken, henüz genç bir idealist iken, Hayali Hasan Yavaş, ilk sesini Van Sesi gazetesinde duyurdu. O, sadece bir gazeteci-yazar değildi; o, milletinin derdini kalemiyle yazan bir fikir neferiydi. Mürekkebi, hakikatin mührüydü. Yıllar geçtikçe, mücadelesini Tarsus’a taşıdı ve yeni yurdunda da davasından bir an olsun geri durmadı. O’nun mirası, makamlar değil, fikirlerinin ve cesaretinin yazdığı satırlardı.
YÜREĞİ VATANA MÜHÜRLÜ ADAM
Hayali Hasan Yavaş, sadece bir aksiyon adamı değildi; o, aynı zamanda ailesinin direğiydi. Evliydi ve geride gözü yaşlı çocuklar bırakacak kadar köklü bir hayat kurmuştu. Maddi hayatta da başarılı olmuş, Mersin Bölge Ticaret Eski müdürlüğü gibi önemli bir görevi ifa etmişti. Ancak tüm makam ve mevkilere rağmen, O’nun en büyük kimliği, hayatının her anına kazınmış olan 'Vatan, millet sevdalısı' duruşuydu. O, inandığı değerler uğruna bedel ödemeye hazır bir ülkücüydü.
İFTAR BEKLERKEN SON VURGUN
Takvimler 02 Ağustos 1980’i gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayının manevi huzuru tüm şehri sarmıştı. Hayali Hasan Yavaş, evinin eşiğinde, o kutsal iftar saatini, orucunu açma anını bekliyordu. Bu, bir sığınak anı, bir huzur durağı olmalıydı. Ama karanlık, en kutsal anda dahi pusudaydı. Tam o anda, iki komünist militan, alçakça bir kararla, silahsız bir adamın üzerine saldırdı. İftarı bekleyen bu yüreğe, namlular doğrultuldu.
Silahlı saldırı neticesi ağır yara almıştı. Evinin önünden, idealleri uğruna kanının aktığı yerden, Adana Tıp Fakültesi Hastahanesi’ne kaldırıldı. Yoğun mücadele ve hayata tutunma çabaları sonuçsuz kaldı.
ÖLÜMSÜZLÜĞE YÜRÜYÜŞ
Hayali Hasan Yavaş, tedaviye rağmen kurtarılamayarak şehadet şerbetini içti. Vücudu, vatanın birliği ve bütünlüğü uğruna can verenlerin kutsal zincirine eklenmişti.
Cenazesi, yerleştiği ve hayatını adadığı Tarsus’ta, hak ettiği saygıyla toprağa verildi. O artık sadece bir isim değil, Tarsus’un vicdanıydı. Vatan sevdalısı bu kahramanın hatırası, Tarsus Belediyesi tarafından yaşatılmakta; Stad ile Meslek Lisesi arasındaki Kültür Sokağı’na yerleştirilen portresi, O’nun şairler arasındaki yerini ve sonsuz cesaretini gelecek nesillere fısıldamaktadır. Hayali Hasan Yavaş, bir mezar taşında değil, bir milletin kalbinde ve şehrin duvarlarında sonsuza dek yaşamaktadır.
"Hayatı kalemiyle çizenlerin şehadeti, asla bir son değil, sonsuz bir destanın ilk satırıdır."