"Bazı hayatlar kısa sürer ama bıraktıkları iz, binlerce yıllık destanların kalbine mühürlenir."
KİMLİĞİ VE BİLİNMEYEN YEMİNİ
O, adını sadece bir şehadet belgesiyle tarihe yazdıran, mücadelesinden başka hiçbir unvanı bilmeyen bir kahramandı: ABDURRAHMAN GENÇ.
Doğum yeri mi? Bir Ülkücünün vatanın her köşesi olduğunu kanıtlarcasına, onun hangi topraklarda filizlendiği bilinmez. Mesleği mi? Onun yegâne mesleği, imanıyla vatanın bekçiliğini yapmaktı. O, kişisel kimliğini davasının büyüklüğüne feda etmiş, hayatının detaylarını karanlığa gömerek, sadece bıraktığı ışıkla anılmayı seçmiş bir yiğitti.
ADANMIŞLIĞIN COĞRAFYASI
Yıl 1980’di. Türkiye, ayrılıkçı ve ideolojik çatışmaların en çetin rüzgârlarına teslim olmuştu. Bu kasvetli tablonun en keskin cephelerinden biri, ateş çemberinin tam ortasıydı: DİYARBAKIR-SİLVAN İLÇESİ.
Abdurrahman Genç, tehlikenin en yoğun olduğu bu coğrafyaya, 02 AĞUSTOS 1980 günü, ne pahasına olursa olsun ayakta kalma yeminiyle gelmişti. Onun yürüyüşü, sıradan bir hayat yolculuğu değil; milletin bütünlüğüne uzanan kirli ellere karşı çekilmiş, keskin bir kılıcın yolculuğuydu.
KIZIL KURŞUNLARIN GÖLGESİNDE
O gün, Silvan sokakları, hainliğin en karanlık planına sahne oldu. Vatanın birliğini yok etme gayesi taşıyan devrimci solcu-bölücü komünist militanlar pusu kurmuştu. Onlar, yıkımı amaçlarken; Abdurrahman Genç, sadece ayakta durmayı, sadece birliği savunmayı hedefliyordu.
Olay günü, Abdurrahman Genç’in nasıl bir tehditle karşılaştığı, omuzlarına hangi yükü aldığı detaylı bilinmez. Bilinen tek gerçek, onun, karşısındaki kalabalık ve silahlı gücün dehşetine rağmen geri adım atmayışı, onurunu ve davasını yere düşürmeyişidir. O, karanlığın üzerine kararlılıkla yürüdü; çünkü onun için vatan, canından azizdi.
EBEDİ DİRENİŞ VE ŞEHADET
İhanetin kurşunları, o an hedefine ulaştı. Hain saldırı sonucu ABDURRAHMAN GENÇ, ağır yaralandı.
Bu, bir yenilgi değildi; bu, imanı en güçlü kanıtla mühürleyen, sonsuzluğa uzanan bir zaferdi. Saldırının dehşetiyle sarsılan o noktada, Abdurrahman Genç, son nefesini, son duruşunu sergiledi. Hastane yatağı beklemeksizin, ağıt yakmaya fırsat kalmaksızın, olay yerinde, şehadet mertebesine yükseldi. O, hayatının en kritik anında, bir milim bile geri çekilmeden, mukaddes bir ülkü için toprakla buluştu.
02 AĞUSTOS 1980’de, Diyarbakır-Silvan'ın o en çalkantılı gününde, Abdurrahman Genç, bilinmezlikten gelerek, adını ebediyete yazdıran bir direniş destanı bıraktı.
"Onun adı, sadece bir mezar taşında yazılı kalmadı; bilakis, Diyarbakır semalarına kazınan ve hiçbir zaman unutulmayacak olan bir yemin oldu."