"Bazı adımlar, bir hayatın sonu değil, binlerce yüreğin yürüyeceği yolun başlangıcıdır."
KİMLİĞİ VE İDEALİ
Adı: Yaşar Çekiç. Adana topraklarında doğmuş, o topraklara kök salmış bir yiğitti. O, sadece bir birey değil, zorlu bir dönemin baskısına boyun eğmeyen, sarsılmaz inançların sembolü olan bir ülkücüydü. Hayatını, sadece şahsi menfaatleri için değil, uğruna mücadele ettiği büyük davanın sancağını Adana’nın sokaklarında taşımakla görevli hissetmişti.
ADANMIŞ BİR YÜREK
Takvimler 1979 yılını gösterdiğinde, Yaşar Çekiç henüz yirmi altı yaşındaydı. Hayatının baharında, geleceğe dair en büyük umutları yeşertiyordu. Memuriyet görevini Vakıflar Bölge Müdürlüğünde onurla ifa ediyor, kamu hizmeti aracılığıyla milletine adanmışlığını gösteriyordu. Yeşilyuva mahallesinde kurduğu mütevazı yuvasında, tüm zorluklara rağmen umut filizleri büyüyordu; zira kalbi taze bir aşkla doluydu: Yaşar Çekiç, yeni nişanlanmıştı. O, sadece bir idealist değil, evleneceği güne, kuracağı aileye dair hayalleri olan, hayatı tüm güzelliğiyle kucaklamaya hazır bir genç adamdı.
RAMAZAN VE SON YÜRÜYÜŞ
Karanlık eller, onun bu masum ve adanmış yaşantısını hedef aldı. O gün, mübarek Ramazan ayıydı. Oruçlu bir neferin kalbiyle sabahın erken saatlerinde evinden çıktı. Görevinin başına gitmek, ekmeğini helal yoldan kazanmak üzere attığı o ilk adım, onun bir kahramanlık yürüyüşüne dönüştüğünü henüz bilmiyordu. Rutin bir görev, inancın bir eylemiydi bu.
Ancak düşman, cesaret ve adanmışlığın rutinini kabullenemezdi.
Yaşar Çekiç, evinin huzurlu kapısından yalnızca yüz metre uzaklaşmıştı ki, pusu kurulmuştu. Alçaklığın kurduğu o karanlık çember, bir memurun sabah yürüyüşünü bir ölüm kalım mücadelesine çevirdi. Silahların sesi, Ramazan sabahının sükûnetini parçaladı. Onun duruşuna, onun idealine olan bağlılığına karşı kin güdenler, en hain yolu seçtiler. O, belki düşmanla yüzleşemeden, bir anda kurşunların hedefi oldu.
ÖLÜMSÜZLÜK DESTANI
Yaşar Çekiç yere düştü. Ama bu düşüş, bir yenilgi değildi; bu, bir bayrağın ebediyete yükselişiydi. Adana sokakları, 01 Ağustos 1979 Çarşamba günü, sadece bir genci değil, vatanına ve davasına nişanlı bir kahramanın aziz hatırasını bağrına bastı. Onu susturmak isteyenler, aslında onun sesini nesiller boyu yankılanacak bir destana dönüştürdüler. Kanı, uğruna yürüdüğü değerlerin mührü oldu.
"Yüz metre kala düşen beden, Adana’nın semalarında ebedi bir nöbete kalktı. Onlar kurşun sıktılar; biz, onu tarihe şehit diye yazdık."