"O, sadece bir esnaf değildi; o, davasının Bursa surlarında dimdik duran, defalarca taranmış kalbiydi."
BİR YEMİNİN KÖKLERİ
Bursa toprağının sadık bir evladıydı o; yiğit, adanmış ve henüz 25 baharında. Adı Hasan Sağlam’dı. Onun hikayesi, kişisel bir yaşam öyküsünden ziyade, nesiller boyu süren bir adanmışlığın destanıydı. O, bu kutsal davanın sancağını, henüz çocukken, ailesinin duruşundan devralmıştı. Babası, harekete Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nin (CKMP) ilk günlerinden beri omuz vermiş bir çınardı. Hasan, sadece bir mensup değil, bu köklü ideolojinin filizlenen en genç gövdesiydi. Bursa’nın Teferrüç Mahallesi’nde ikamet eden bu aile için Ülkücülük, bir kimlikten öte, yaşamın ta kendisiydi.
TEFERRÜÇ'ÜN SİPERİNDE YANAN OCAK
Hasan Sağlam’ın mesleği esnaflıktı. Babasıyla omuz omuza, mahallelerinin kahvehanesini işletiyordu. Ancak bu mekan, kuru bir ticaret yeri değil, ülkücülerin sığınağı, karargâhı ve ruhunun dinlendiği bir ocaktı. Bu, Hasan’ın bir esnaf olarak günlük hayattaki sıradanlığı reddettiği anlamına geliyordu. O, cephenin tam ortasında duruyordu. Duruşu ne kadar netse, maruz kaldığı tehlikeler de o kadar keskindi. Kahvehaneleri defalarca saldırıya uğradı, camları ve duvarları hain kurşunlarla tarandı. Her saldırı, Hasan’ın bu yoldan dönmeyeceğine dair ettiği yeminin mührü oldu. O, geri adım atmadı, sığınağına sahip çıktı ve her sabah yeniden ocağının başına geçti. Canı pahasına da olsa, davasının kalesi olan Teferrüç’ü terk etmedi.
HAİN TAKİP VE SON ADIM
Tarih, 01 Ağustos 1980’i gösterdiğinde, devrin karanlığı Bursa’nın üzerine çökmüştü. Hasan, her gün yaptığı gibi, o günün nöbetini de başarıyla tamamlamış, kahvehaneden ayrılarak evine doğru yola çıkmıştı. İşte bu kısa yolculuk, onun son yürüyüşü olacaktı. Bilinmeyen bir andan itibaren, devrimci solcu-komünist militanlar, bu yiğit esnafı sinsice takibe almışlardı. Onlar, Hasan’ın cesaretini kırmak yerine, onu karanlık bir pusuda susturmayı seçtiler.
Hasan, güvenle adım attığı, her köşesini bildiği evinin sokağına girdiğinde, adice bir pusu onu bekliyordu. Pusudakiler, beklemeye gerek duymadan, alçakça silahlarını ateşlediler. O an, bir kahvehaneci değil, inancı uğruna yürüyen bir yiğit yere yığılıyordu.
25 YILLIK BİR DESTANIN MÜHRÜ
Silahlardan çıkan mermiler, 25 yıllık ömrün baharında olan Hasan Sağlam’ı ağır yaraladı. O gün, Bursa, sadece bir evladını değil; davasından zerre taviz vermemiş, namlusunun ucunda bile eğilmemiş bir kahramanını kaybetti. Hasan Sağlam, 01 Ağustos 1980’de, kendi sokağında verdiği son nefesle, Ülkücü hareketin şehitler kervanına adını altın harflerle yazdırdı.
O, bedelini canıyla ödemiş, 25 yıllık kısa ama destansı ömrüyle, bir inancın nasıl sağlam durulacağını ispat etmiştir.
"25 yıllık ömrün değil, sonsuz bir yeminin mührü oldu onun şehadeti; adı bir sokağın sonuna değil, milletinin ebedi hafızasına kazındı."