"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir ülkü uğruna yakılan meşaleye dönüşür. Abdulkadir Bilir, 21 yaşında, işte o meşaleydi."
KİMLİĞİ VE YÜKSEK ATEŞİ
O, sadece bir isim değildi; kararlılığın ve adanmışlığın Ankara’ya düşen bir yansımasıydı. Ülkücü Şehit Abdulkadir Bilir. Hayatının nerede başladığı bir sır perdesi arkasında kalsa da, duruşunun ve davasının sınırları tüm çıplaklığıyla ortadaydı. O, henüz genç bir fidanken, vatanın geleceği için en zorlu yolu seçmişti. Tarih onu yalnızca 21 yaşında, büyük bir davanın onurlu neferi olarak kaydetti.
ANKARA'NIN GÜLVEREN SEMTİNDE BİR IŞIK
Abdulkadir Bilir, ömrünün en verimli çağlarını, yalnızca vatan aşkıyla değil, aynı zamanda ilim ve irfan yolunda geçiriyordu. Erkek Teknik Öğretmen Okulunda okuyan bu yiğit genç, geleceğin mühendislerini, zanaatkârlarını yetiştirecek kutsal bir göreve hazırlanıyordu. Ankara’nın Gülveren mahallesinde ikamet ediyor, her günü ülkülerinin peşinden koşarak geçiriyordu. Onun için okul sıraları, yalnızca ders çalışılan bir yer değil, milletin yeniden doğuşunun tohumlarının ekildiği bir zemin demekti.
YİRMİ BİR BAHARIN VEDASI
Takvimler 01 Ağustos 1979’u gösterdiğinde, Türkiye karanlık bir ideolojik savaşın pençesinde kıvranıyordu. Abdulkadir Bilir, bilmeden, bu savaşın en çetin sınavına doğru ilerliyordu. Gülveren semti, o gün sıradan bir yer olmaktan çıkıp, kahramanlığın sessizce yazıldığı bir sahneye dönüştü.
PUSU VE SON NEFESİN DESTANI
O gün, Abdulkadir Bilir’in yolu, karanlık bir planın hedefi olmuştu. Önceden pusu kuran, ideolojisi kin ve nefrete dayalı iki devrimci solcu komünist, sessizce bekleyişteydi. Bu iki zalim, kahramanın yaklaşmasını bekledi ve en kalleşçe yöntemi seçti: Pusuya düşürmek.
Ülküdaşımıza yaklaştılar. Onun gözlerinde yanan vatan ateşine tahammül edemediler. Beklemediler, sormadılar, duruşunu sindiremediler. Yaklaşır yaklaşmazda silahlarını ateşlediler. Açılan o hain ateş, 21 yaşındaki Abdulkadir’i ağır yaraladı.
Düşüşü bile bir kararlılık anıtıydı. O, yara almış olsa da geri çekilmediği ruhuyla hemen hastaneye kaldırıldı. Doktorlar, hekimler ne kadar çabalasa da, 01 Ağustos 1979 günü yapılan bu alçakça saldırının yıkıcı gücüne karşı koyulamadı. Abdulkadir Bilir, ulvi bir görevi yerine getirerek, 21 baharını vatan toprağına emanet ederek şehit oldu. O, bedenini siper ederek, adını bir ülkü destanının ebediyetine yazdırdı.
"O, adını 21 yaşında bir destanın başlangıcına yazdırdı. Ruhu şad olsun; çünkü o sadece bir hayatı değil, geleceği de emanet etti."