"Bazı hayatlar rakamlarla değil, ardında bıraktığı sarsılmaz duruşla ölçülür. O, genç yaşında bir yeminle mühürlenmişti: Vatanın işçisi, milletin bekçisi olmak."
BİR YİĞİDİN MÜHÜRLÜ HAYATI
Gemlik’in bağrından kopmuştu Erol Pınar. Doğduğu topraklar olan Bursa-Gemlik, onun sadece yurdu değil, aynı zamanda davasının da başlangıç noktasıydı. Henüz 26 yaşındayken, hayatın tüm yükünü omuzlamış, evlat kokusuyla yuvayı bereketlendirmişti. Bir eş, bir baba ve yaşadığı Balıkpazarı mahallesinin sarsılmaz bir ferdiydi. O, sıradan bir hayatın sıcaklığını, çalkantılı 1980 yılının keskin rüzgarlarıyla birleştiren, fedakârlığı en yalın haliyle yaşayan bir Anadolu yiğidiydi.
ALIN TERİ VE İDEAL: CEPHEYE DÖNÜŞEN FABRİKA
Erol Pınar, BORUSAN Fabrikası’nda işçi olarak çalışıyor, ekmeğini alın terinden çıkarıyordu. Ancak onun emeği sadece makinelerin sesinde yankılanmıyordu; o, inancının da neferiydi. Sadece bir işçi değil, sendikal hakların ve milliyetçi duruşun yılmaz temsilcisiydi. MİSK (Milliyetçi İşçiler Sendikası) ilçe temsilcisi olarak, işçinin hakkını korurken, aynı zamanda MHP Gemlik İlçe teşkilatında sekreterlik görevini üstlenerek siyasi cephede de en ön safta duruyordu. Onun için fabrika tezgahı, ideallerin ve mücadelelerin birleştiği bir siperdi. O, ağır sanayinin yükünü taşıyan elleriyle, milletinin geleceğine de yön vermeye adanmıştı. Bu yoğun görevler, onu karanlık odakların hedef tahtasına yerleştirdi.
KADERİN YAZILDIĞI SON SABAH
Takvimler 01 Ağustos 1980’i gösteriyordu. Memleketin üzerinde kara bulutların dolaştığı, inançlı duruşun bedelinin ağır ödendiği o zor zamanlardı. Erol Pınar, her sabah olduğu gibi, mesaisine ve mukaddes vazifesine gitmek üzere evinden çıktı. O, işine yürüdüğünü zannederken, aslında Gemlik’in Balıkpazarı mahallesinde, üzerine kurulmuş bir pusuya doğru ilerliyordu.
O son yürüyüş, bir kahramanın tehlikeyi bilerek veya bilmeyerek adanmışlığa attığı adımdı. Zira pusuda, komünist militanlar, bu cesur ülküdaşımızı bekliyordu. Onlar için hedef, sadece bir işçi değil, temsil ettiği sarsılmaz duruş, savunduğu vatan sevgisiydi.
HAKKA YÜRÜYÜŞ VE EBEDİ NÖBET
Erol Pınar’ın kararlı silüeti göründüğünde, karanlık ideolojinin esiri olan pusu kurucular, acımasızca tetiğe bastılar. O an, bir babanın son nefesi değil, bir davanın şehadetle taçlanmasıydı.
01 Ağustos 1980, Gemlik semalarında derin bir yaranın açıldığı gün olarak tarihe geçti. 26 yıllık kısa ama destansı ömrü, fedakârlığın en yüce örneği olarak toprağa düştü. O, Balıkpazarı’ndan BORUSAN’a yürürken, şehadete yürüdüğünü bilmiyordu belki, ama attığı her adımda inancının gereğini yerine getirmişti. Bu yurdun bir yiğidi daha, geride gözü yaşlı bir aile ve asla unutulmayacak bir miras bırakarak Gemlik Asri mezarlığında ebedi istirahatgâhına uğurlandı.
"O gün Gemlik’in toprağı, 26 yıllık bir ömrün değil, korkusuzca seçilmiş bir davanın şehadetini kucakladı. Unutulmasın ki, bayrak yere düşmesin diye dik duranlar, asla yenilmezler."