"Kimi adamlar, en kutsal bildikleri değerleri savunmak için meydanlarda çarpışır; kimi adamlar ise, en masum rızık kapısında duruşlarıyla, sessizce destan yazar."
ÇORUM’DAN ANKARA’YA UZANAN MİLLET YEMİNİ
Adı Ziya Dirican’dı. Yürek coğrafyasını Çorum’un bereketli topraklarında biçimlendirmiş, ruhunu millet sevgisiyle dokumuştu. Kader onu, Ankara’nın hareketli semtlerinden Tuzluçayır’a getirmişti. Mesleği bir esnaf, bir bakkal olmak. O, sadece bir ticaret ehli değil, helal lokmanın, dürüst yaşamın temsilcisiydi. Çevresince sevilen, sayılan; sıradan yaşamında bile duruşuyla iz bırakan, mütevazı bir kahramandı.
BİR DÜŞÜNCENİN BEDELİ
Takvimler, ülkenin en karanlık ve zorlu dönemlerinden biri olan 1980 yılını gösteriyordu. O günlerde, bir insanın sahip olduğu yegâne ‘suç’ dahi, onun vatanseverliği olabiliyordu. Ziya Dirican’ın alnına yazılan tehlike de bu basit, ancak sarsılmaz gerçeğe dayanıyordu: O, kalbinde Milliyetçi ruhu taşıyan, MHP davasına gönül vermiş bir Ülkücüydü. Bu duruş, helal kazancının kapısını, hainliğin ve nefretin menziline çevirdi.
RIZIK KAPISINDAKİ SON SABAH
01 Ağustos 1980 sabahı. Ankara, güne uyanırken, Ziya Dirican da rızık kapısı olan dükkanını açtı. Gündelik ekmek mücadelesi, onun için aynı zamanda vatana hizmet etmenin dürüst bir yoluydu. Henüz günün telaşı başlamamış, hayatın sesi tam yükselmemişken, bakkal dükkanı, bir baskının hedefi oldu. O sabah, dürüstlüğün temsilcisi olan Ziya Dirican’ın üzerine, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından vahşice bir silahlı baskın düzenlendi.
SON NEFESTE SAKLI KALAN DİRENİŞ
O anlar, tarihin sayfalarında detaysız, kuru birkaç kelimeyle anlatılabilir: "Silahlı baskın düzenlediler ve şehit ettiler." Ancak bir kahramanın son anı, asla sadece bir eylemden ibaret değildir. Baskın anında, rızık kapısının önünde duran Ziya Dirican’ın yüzündeki kararlılık neydi? Silahların gölgesinde geri çekilmeyi reddeden o son adımı, hangi inançla attı? Bilinmez. Bize bırakılan tek gerçek, onun teslim olmayışıdır.
Ziya Dirican, helal kazanç kapısını bir mevziye dönüştürdü. O, inancından vazgeçmektense, o sabahın ilk saatlerinde, namlunun ucunda dik durmayı seçti. O an, bir esnafın son nefesi değil, Milliyetçi bir adamın, idealine olan bağlılığının, mermilerle tescillenen çelikleşmiş yeminidir.
ANKARA’NIN KANLI YAZI VE EBEDİ ŞEHADET
O gün Ankara, Tuzluçayır’da sadece bir canı değil, bir davanın fedakâr neferini şehit verdi. Ziya Dirican, Milliyetçi ve MHP’li olmanın bedelini, 01 Ağustos 1980 tarihinde, ekmek teknesinde, yiğitçe ödedi. O, masumiyetin ve adanmışlığın sembolü olarak, kendi hayatını milletinin geleceği için kurban etmiş, Ülkücü şehitler kervanına adını altın harflerle yazdırmıştır.
"O, bakkal dükkanını bir mevziye dönüştürdü; çünkü vatan, sadece sınır hatlarında değil, esnafın alın terinde de, duruşuyla savunulurdu."