"Yürüdüğü yolda canını azık edenler, karanlık dehlizlerde yanan sönmez meşalelerdir."
MİRASIN BAŞLANGICI VE YEMİNİN ATEŞİ
O, Bitlis’in kadim topraklarında bir yeminle doğdu. Adı Sebahattin Ballı’ydı; ruhunda taşıdığı davanın ateşi, gençliğinin ilk yıllarından itibaren onu yöneticiliğe taşıdı. Henüz 1973 yılında, Bitlis Ülkü Ocaklarının sorumluluğunu omuzlayan bu yiğit, sadece 25 yaşındayken, davasının kalesi için nöbet tutmaya başlamıştı. Onun için hizmet, geçici bir heves değil, yürekten verilen bir sözdü.
ADANMIŞLIĞIN GÖÇÜ VE SANATIN KALKANI
Mücadelenin coğrafyası değiştikçe, o da davasını yanına alarak yola çıktı. 1976 yılında, yuvasını kurduğu ailesiyle birlikte Bursa’ya, Setbaşı Akdemir Sokağa göç etti. Bursa’da, elinin emeğiyle geçinen bir zenatkâr, bir esnaf olarak hayatını sürdürüyordu; terzi dükkânı, onun gündüzleri ekmeğini kazandığı, geceleri ise mücadelesine hazırlandığı sığınaktı. Sebahattin Ballı, bir tarafta evinin direği, bir çocuğun babası, bir eşin yoldaşıydı; diğer tarafta ise, 32 yıllık kısa ömrünün her anını davasına adamış bir nefer.
BURSADAKİ NÖBET: YÖNETİM KURULUNDA BİR MÜCAHİT
O yıllar, Anadolu’nun üzerine çöken ideolojik fırtınaların en şiddetli estiği zamandı. Sebahattin Ballı, mesleğinin ve ailesinin sıcaklığını bir kenara bırakarak, tehlikenin tam ortasında durmayı seçti. O, sadece bir esnaf değildi; Bursa MHP Merkez İlçe Yönetim Kurulu’nun vazgeçilmez bir üyesiydi. Bu görev, 1980 yılının karanlık atmosferinde, bir makam değil, alın yazısına çizilmiş bir hedef tahtası anlamına geliyordu. O, korkuyu hiçe sayarak, inandığı değerler uğruna her an teyakkuzda olmayı kabul etti.
SON TEMMUZ GÜNÜ: YENİ MAHALLE'DEKİ KAHRAMANLIK
Takvimler, 31 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, kaderin en acımasız sınavı onu bekliyordu. Bursa'nın Yeni Mahalle’sinde, karanlık ve pusu kurulmuştu. Sayıları beş kişiyi bulan, yüzleri maskeli, silahlı devrimci solcu-komünist militanlar, bir halk kahramanının üzerine yürüdüler.
Sebahattin Ballı, belki de o an, ne ailesini, ne de dükkânını düşündü; zira o, artık sadece bir simgeydi. Şer cephesinin vahşi saldırısı karşısında, o an tereddüt etmedi, geri çekilmedi. O, orada, davasının şahitliğinde, bir ülküdaşımız olarak şehitlik mertebesine ulaştı.
DÜŞEN BAYRAĞIN İNTİKAMI
Ancak o kahramanın akıttığı kan, zaferin habercisi oldu. Sebahattin Ballı'yı düşüren kurşunların sesi yankılanırken, kaçmaya çalışan militanların peşine düşen güvenlik görevlileri, adaletin tecellisini sağladılar. Çıkan çatışmada, karanlığın bir temsilcisi hak ettiği cezayı bularak öldürüldü, diğeri ise yaralı olarak yakalanarak adaletin önüne çıkarıldı.
32 yıllık kısa ömrü, Bitlis'ten Bursa'ya uzanan çelikten bir adanmışlık destanı yazdı. O, 31 Temmuz 1980’de şehit düşerek, sadece bir can vermedi; gelecek nesillere cesaretin ve imanın ne anlama geldiğini gösteren ebedi bir ders bıraktı.
"32 yıllık ömrüyle çizdiği son çizgi, vatanın defterine 31 Temmuz 1980'de silinmez bir mühür olarak kazındı."