"Vatanın bekası için dökülen her damla kan, geleceğe atılan sarsılmaz bir imza, ölümsüz bir yemindir."
GAZİANTEP’TEN YÜKSELEN SES
Adı, milli duruşun ve fedakârlığın sembolü olarak yazıldı: SELÇUK KAZIM DURAKOĞLU. O, toprağın ta kendisinden, Gaziantep’in çetin ve kahraman ruhundan doğmuştu. Tıpkı doğduğu gibi, hayatının son nefesini de bu mübarek topraklarda verecek, Gaziantep’in şehitler defterine ismini altın harflerle yazdıracaktı.
BİR MİLLET NEFERİ: ESNAF VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Selçuk Kazım Durakoğlu, sadece bir ülkücü değil, aynı zamanda omuzlarında büyük bir sorumluluk taşıyan bir Esnaf-Zenaatkâr idi. Alın teriyle kazancını sağlayan, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla tanınan bir oto boyacısıydı. Evliydi ve geride gözü yaşlı bir eş ile vatanına emanet evlatlar bırakacaktı. O, hayatını ailesinin huzuru ve milletinin geleceği üzerine kurmuştu. Bu adanmışlık, onu MHP Gaziantep Teşkilatı’nın sarsılmaz bir neferi yapmıştı; zira biliyordu ki, dükkanının huzuru, ülkenin huzurundan ayrı düşünülemezdi.
KAHPE PUSU: 31 TEMMUZ 1980
Takvimler 31 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, karanlık bir ihanet, bir zanaatkârın helal kazancına uzanmaya hazırlanıyordu. Apocu olarak bilinen PKK militanlarından İbrahim Bilgili ve Ali Boyraz, kahpece ve sinsi bir plan kurmuşlardı.
Ülküdaşımız, her gün olduğu gibi, dükkanında, alın teriyle çalışırken; namertler, savunmasız olduğu o anı seçtiler. Baskın alçakçaydı; ancak o, bedenindeki çelikten kalkanla duruşunu bozmadı. O anın dehşeti, o son nefesindeki kararlılık, kuru satırlara sığmayacak kadar büyüktü. Bilinmez, son adımında geriye mi çekildi, yoksa vatanı savunmak için ileri mi atıldı; ancak kesin olan şuydu: O, kurşunlarla susturuldu, fakat davası sonsuzluğa ulaştı.
ZAMANIN BİTTİĞİ YER
Hainler, kurşunlayarak bir yiğidi şehit ettiler. Selçuk Kazım Durakoğlu, 1980 yılının o kızıl günü, bir ülkü devi olarak toprağa düştü ve adını kahramanlık destanına yazdırdı.
Ancak bu aziz davanın adaleti, er ya da geç tecelli edecekti. O’nu şehit edenlerden İbrahim Bilgili, tam dokuz yıl sonra, 1989 yılında, karşı durduğu Türk askeriyle girdiği çatışmada hak ettiği sona ulaştı.
Bu, bir esnafın, bir babanın, bir neferin ölümsüzleşme hikayesiydi. O, millet için bir mühür, Gaziantep için unutulmaz bir yiğitti.
"Onlar ki; toprağa düşerken bile bayrağın gölgesini üzerlerinden eksik etmeyen, adları unutulmaz destanlardır."