"Kimi insanlar, yalnızca yaşadıkları zaman diliminin değil, uğruna can verdikleri davanın da ebedi imzası olurlar."
ADANMIŞ RUHUN KİMLİĞİ VE İDEALİ
O, sadece bir esnaf değildi; o, 12 Nisan 1980’de Ankara’nın karanlık günlerine mühür vuran sarsılmaz bir Türk Milliyetçisi ve Ülkücüydü. Adı Cevat ÜNAL’dı. Bir fikre, bir inanca adanmış ruhun cisimleşmiş haliydi. Doğduğu yerin bilinmezliği dahi, onun kimliğini vatan toprağının bütünlüğüne adamış olmasının görkemini gölgeleyemezdi. O, mesleğiyle geçinen sade bir vatandaş olmasına rağmen, MHP’nin üyesi olarak duruşunu hiçbir zaman gizlemedi; o, inandığı değerler uğruna bedel ödemeye hazır bir kahramandı.
MÜCADELENİN OCAĞI: ESNAFIN KALESİ
Cevat Ünal, hayatını dürüst emeğiyle kurmuştu. Ankara’nın Hüseyin Gazi mahallesinin son durağında, elektriğin ve ev aletlerinin ışığıyla aydınlanan bir mağazası vardı. Bu dükkân, onun ailesinin geçim kaynağı, huzurla kurduğu küçük kalesiydi. O, ticaretini yaparken, ruhunda büyük davanın sarsılmaz inancını taşıyordu. Fakat 1980’in fırtınalı günlerinde, bu toprakların kaderi iki yakaya ayrılmıştı ve dürüstlüğün kalesi dahi, ideolojik husumetin hedefi haline gelecekti.
12 NİSAN 1980: KAHRAMANIN SON DURUŞU
O uğursuz gün, 12 Nisan 1980, Ankara tarihine kanla yazıldı. Takvimler, Cevat Ünal’ın davasına canını vereceği, bir esnafın bir destana dönüşeceği o son saati işaret ediyordu. Saatler 18:00’i gösterdiğinde, dükkanın huzuru paramparça oldu. Gelenler, karanlık ve yıkıcı bir ideolojinin tetikçileriydi. Dört Devrimci solcu-komünist militan, silaha sarılmış bir gölge gibi, sivil bir kaleye, bir babanın yuvasına baskın düzenledi.
Bu saldırının öncesinde yaşanan konuşmalar, atılan tehditler veya Cevat Ünal’ın son kararlılığı kayıtlara geçmedi, ancak yaşanan katliam, o an orada bir kahramanlık direnişinin sergilendiğini tüm çıplaklığıyla gösteriyordu. O an, bir esnaf değil, bir milletin vicdanı ayağa kalkmış, baskına karşı onurunu ve inancını savunmuştur.
ATEŞ ÇEMBERİ VE EN BÜYÜK FEDAKARLIK
Cevat Ünal, tehdidin ve zulmün tam ortasında kaldı. O, sadece kendini değil, geleceğini de feda etti. O kahramanlık anında, bir babanın kaderi oğullarının kaderine karıştı. Açılan yaylım ateşi, Cevat Ünal’ın sarsılmaz duruşunu hedef alırken, onunla birlikte canından can olan Necmettin ve Naci isimli iki oğlu da aynı karanlık ateşle yüzleşti. Mağazada çalışan bir emekçi işçi de, bu ideolojik cinayetin kurbanı olarak, onlarla birlikte ağır yara alarak şehadete yürüdü.
12 Nisan 1980’de, Ankara’da bir esnafın dükkânı değil, bir neslin umutları ve bir ailenin tüm varlığı toprağa düştü. Cevat Ünal, ailesiyle birlikte, inancından dönmeyenlerin son kalesini müdafaa etmiş, bu topraklar için verilebilecek en ağır, en acı bedeli ödemiştir. Onlar, aileleriyle birlikte şehadet mertebesine yükselerek, adlarını tarihe silinmez bir fedakârlık destanıyla yazdırmışlardır.
"Onlar, bir davaya can verenler değil; bir davayı kanlarıyla ebediyete taşıyanlardır."