"Bazı hayatlar kısadır; ama bıraktığı iz, bir milletin tarihinde sonsuza dek sürecek bir kararlılığın imzasını taşır."
I. ADANMIŞLIĞIN GENÇ YÜREĞİ
Adil Karagülle… Artvin’in bağrında yeşeren, vatan sevdasıyla yoğrulmuş bir isimdi. Henüz 22 bahar görmüş, hayatının en taze döneminde, Orta mahallede ülkücülüğün sarsılmaz meşalesini taşıyordu. Askerlik görevini yeni tamamlamış, vatan savunmasından sivil hayata geçtiği anda kendini davasının mücadelesi içinde bulmuştu. Bu adanmışlık, ailece miras aldıkları kutsal bir yemindi. O, Artvin’deki ülkücü hareketin sadece bir neferi değil; bu sancağın en güçlü mimarlarındandı.
II. DİK DURUŞUN MİRASI
Adil Karagülle, genç yaşına rağmen bir kurucuydu. Artvin’deki Ülkü Ocakları Derneği’nin ve Ülkücü Gençlik Derneği’nin temellerini atan, en zorlu günlerde dahi davasının başında dimdik duran isimdi. Bu kararlılığı nedeniyle karanlık güçlerin hedefi haline gelmişti. Her türlü iftira, her türlü saldırı ile karşı karşıya kaldı; ancak yüreği imanla dolu olduğu için asla eğilmedi. O, karşılaştığı her badireden, alnının akıyla, duruşunun asaletiyle çıkmayı başaran bir yiğitti. Onun hayatı, Artvin’de zalimin karşısında eğilmeyen başın sembolüydü.
III. O VEDA YÜRÜYÜŞÜ
31 Temmuz 1977, Artvin sokaklarında sıradan başlayan ama tarihe kanla yazılan o karanlık gündü. Adil Karagülle, yoldaşlık hukukuna bağlı kalarak, iki ülküdaşı ile birlikte Çarşıbaşı’ndan geçiyordu. Bilinmeyen, hain bir pusu o anlarda sokakların üzerine çökmek üzereydi. Onların bu masum yürüyüşü, bir anda kin ve nefretle bilenmiş bir güruhun hedefi haline geldi.
IV. SON SAVAŞ VE ŞEHADET
Saldırı bir çatışma değil, bir katliam girişimiydi. Adil ve iki arkadaşının karşısında, sayıları 35 ila 40’ı bulan, kinle dolmuş devrimci solcu-komünist militanlar vardı. Bu, bir cesaret sınavı değil, imanın çelikleştiği bir orantısızlık meydanıydı. Hainler sürüsünün ellerinde, insanlık dışı şiddetin simgesi olan demir çubuklar ve kalın sopalar bulunuyordu.
O an, Adil Karagülle’nin omuzlarına sadece kendisinin değil, savunduğu davanın yükü bindi. Geri adım atmak yoktu. Darbeler bir tufan gibi inmeye başladı; vahşetin sopaları ve çubukları, yiğit göğüslerine çarpıyordu. O ve arkadaşları, sayıca kendilerinden on kat fazla olan bu vahşi güruha karşı son nefeslerine kadar direndiler. Linç saldırısı acımasız ve gaddardı. Adil Karagülle, yoldaşlarının gözleri önünde, davasının bekçisi olarak, kahpe darbeler altında şehadet şerbetini içti. Yanındaki ülküdaşları ağır yaralı düştüler; ancak Adil, Hakk’a yürüyerek ölümsüzlüğü seçti.
31 Temmuz 1977, Artvin, sadece bir kayıp tarihi değil; 22 yaşındaki bir yiğidin, sayısal üstünlüğe karşı onuruyla verdiği son mücadelenin ve destansı fedakarlığının tarihidir.
"Bir yiğit düşebilir; ama onun 22 yıllık hayatı, davasına adanmışlığın mühürlenmiş en kutsal belgesidir."