"Bazıları gölgenin en yoğun olduğu anda dahi, yüreğindeki idealin ışığıyla yolu aydınlatır. Onlar sadece bekçi değil, ruhlarının siperidir."
YÜREĞİNDEKİ YEMİN VE BİR ÇAĞIN KARANLIĞI
O, 1980 yılının kanlı takvimine, sadece bir isim olarak değil, bir duruşun timsali olarak kazındı: OSMAN ÜLKER. Tarihin en zorlu ve karanlık demlerinde, ülkü uğruna verdiği sözün bekçisiydi. Doğduğu yerin coğrafi sınırları kayıtlara geçmemiş olsa bile, onun ruhunun doğduğu yer belliydi: Milletinin kalbi. O, bir şehitti; bu ulvi unvanı, 31 Temmuz 1980 Perşembe günü, Bursa’nın çalkantılı sokaklarında, inancını canıyla ödeyerek kazandı.
TEKEL’İN DUVARLARINDA BÜYÜYEN DAVA
Osman Ülker, hayatını bir bekçi olarak kazanıyordu. Resmi görevi, Tekel Müdürlüğü’nün dört duvarını, malını ve huzurunu korumaktı. Maddi dünyanın bu basit görevi, onun ruhundaki asıl görevin gölgesinde kalıyordu. O, sadece binaları değil, tehlikede olan bir vatan fikrini, bir idealizmi ve sarsılmaz bir inancı bekliyordu. En sıradan görevinde dahi, taşıdığı bayrağın ağırlığını ve kutsallığını asla unutmadı. O, omuzlarında taşıdığı davadan bir an bile geri adım atmayan, sessiz ve vakur bir kahramandı.
BURSA’DAKİ SON VAZİFE
31 Temmuz 1980’de, görev tanımının çok ötesinde bir sadakat gerektiren bir vazifeye koştu. Ülkenin kaderinin belirlendiği o ateşli günlerde, Bursa MHP teşkilatının yöneticilerinden Sebahattin Ballı’nın işyeri, karanlık güçlerin hedefindeydi. Devrimci solcu-komünist militanlar, ideolojik kinlerini kusmak üzere bir baskın düzenledi. Bu, sadece bir dükkana değil, bir fikre, bir direniş noktasına yapılan saldırıydı. Osman Ülker’in o anda orada olması, görevinin bir tesadüf değil, yüreğinin emri olduğunu gösteriyordu. O, tehlikenin en yoğunlaştığı anda, dostlarının ve inancının yanında durmayı seçti.
31 TEMMUZ: ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞ
Olay gününün detayları, o an yaşanan dehşeti ve Osman Ülker’in son saniyelerdeki kahramanlığını tam olarak anlatmak için eksik kalabilir; ancak bu bilinmezlik, fedakârlığının büyüklüğünü azaltmaz, aksine yüceltir. Militanlar dükkana baskın düzenledi, karanlık niyetleri silahlarının namlusundan fışkırıyordu. O an ne düşündü, hangi sözü söyledi, kaç adım attı, bilinmez. Bildiğimiz tek şey; Osman Ülker'in o ateşe doğru yürüdüğü, o saldırıyı göğsünde karşıladığıdır.
Komünist militanların açtığı hain ateş, onun hayat ipliğini kopardı, ancak adanmışlığını sonsuzluğa taşıdı. Tekel’in bekçisi, inancının bekçisi olarak can verdi. 31 Temmuz 1980, Bursa’da, bir bekçinin hayatını feda ederek, davasının ölümsüz mührünü bastığı gün olarak tarihe geçti. O, sadece vurulmadı; bir ideale siper oldu ve şehadet mertebesine yükseldi.
"O, takvimin bir yaprağında kanla yazılan kutsal bir andır. 31 Temmuz 1980’de Bursa’nın semasına yükselen ruh, görev bitse de inancın asla bitmeyeceğini haykıran ebedi bir sestir."