"Kimi zaman okul sırasından kalkıp, vatanın en ön siperine koşarsın. Çünkü adanmışlık, kalbinin attığı son yerdir ve Mehmet Güneş, o kalbi Kırıkkale'de bıraktı."
KIRIKKALE'NİN YÜREĞİ VE ÖĞRENCİ YEMİNİ
Kırıkkale topraklarının bereketinde dünyaya geldi. Hayatının rotasını ilim ve irfanla çiziyordu; liseden mezun olduktan sonra, büyük bir azimle İstanbul Ortaköy Eğitim Enstitüsü’ne girmiş, son sınıfın eşiğine gelmişti. Ancak Mehmet Güneş’in kaderinde, sadece kitapların sayfaları arasında kalmak yoktu. O, çağın gerektirdiği bir duruşun neferiydi. Bir öğrenciydi ama aynı zamanda ruhu, davasının en sarsılmaz kalesiydi.
ADANMIŞLIĞIN EN ÖN SAFLARI
Gençliğin en parlak yıllarını, ülkücü mücadelenin çağrısına tereddütsüz cevap vererek geçirdi. O'nun yeri, kuru bir teorinin arkası değil, hareketin ve inancın en ön saflarıydı. Mehmet Güneş, geleceğin Türkiyesi için bedel ödemeye hazır olduğunun sözünü, her adımıyla, her duruşuyla vermişti. Bu, onun sadece bir meslek seçimi değil, bir varoluş yeminiydi.
GÖREV ÇAĞRISI VE VEDA YOLCULUĞU
Karanlık ve ihanet dolu günlerdi. Türk Metal Sendikası başkanı olan ülküdaşı Baki Yeşiloğlu, Balıkesir cezaevinde alçakça şişlenerek şehit edilmişti. Bu acımasız kayıp, tüm ülkücü camiayı yasa boğdu. Mehmet Güneş, omuzlarına yüklediği davaya vefası gereği, bu son görevi yerine getirmek üzere doğduğu topraklara, Kırıkkale’ye geri döndü. Oraya sadece bir cenazeye katılmak için değil, şehit düşen kardeşinin mücadelesine vefa duruşunu sergilemek için gelmişti.
30 TEMMUZ 1978: ŞEHADET ANINDAKİ DURUŞ
30 Temmuz 1978 günü, Kırıkkale sokaklarında Baki Yeşiloğlu’nun cenaze töreni yapılırken, hüzün ve öfke iç içeydi. Mehmet Güneş, kalabalığın arasında, inancının ve birliğin sarsılmaz bir simgesi olarak yerini almıştı. İşte o anda, ihanet gölgesi bir eczanenin köşesinden yükseldi.
Korkaklar, saklandıkları yerden silahlarla ateş açtılar. Cenaze, bir anda ateş çemberine döndü. Mehmet Güneş, o karmaşanın ortasında, aldığı dört kurşun darbesiyle yere düştü. O an, geri çekilmeyi ya da kaçmayı düşünmek yerine, davası uğruna çıktığı yolda, ülküdaşının cenazesinde canını feda etmeyi seçti. O son kurşunlar, sadece bedenine değil, bir neslin adanmışlık ruhuna isabet etmişti. O, 30 Temmuz 1978’de, öğrencisi olduğu ülküye canını armağan etti.
EBEDİYETE YOLDAŞLIK
Mehmet Güneş, ertesi gün, Kırıkkale toprağına, uğruna hayatını verdiği davasının şehidi olarak teslim edildi. Baki Yeşiloğlu ile birlikte, o karanlık günlerdeki mücadelenin iki kahramanı, aynı fedakârlığın imzası olarak yan yana toprağa verildi. Onların isimleri, sadece şehadet tarihleri değil, bir milletin onurunun sembolü olarak hafızalara kazındı.
"Onlar ki, nerede doğduklarını bilseler de, ne zaman öleceklerini bilmezlerdi; sadece nerede duracaklarını bildiler. Mehmet Güneş, adını 4 kurşunla, bir milletin kalbine yazdı."