"Milletlerin geleceği, henüz güneş doğmadan yola düşen genç yiğitlerin adımlarındadır."
BİR MİLLETİN ÖĞRETMENİ: 23 BAHARIN VEDASI
Kütahya'nın Simav ilçesinde yankılanan bir ada sahipti o. Adı Mehmet Türkavcı. Mesleği, geleceği ilmek ilmek dokuyan en kutsal görevdi: Öğretmenlik. Takvimler 1979 yılını gösterdiğinde, bu adanmış ruh henüz hayatının baharındaydı; sadece 23 yaşındaydı. O, kuru bir biyografi maddesi değil, vatan toprağının fedakârlıkla sulanan taze bir fidanıydı. Henüz dersliklerde yankılanması gereken sesi, daha büyük bir davanın kürsüsüne çıkmak üzereydi.
ADANMIŞ RUH VE SİMAV'IN KAHRAMAN DURUŞU
Mehmet Türkavcı, gönül verdiği ülkücü harekette yalnızca bir nefer değildi; Simav topraklarında bu kutlu davanın öncüsüydü. Genç yaşına rağmen edindiği bilgelik ve kararlılıkla, çevresinde derin bir sevgi ve saygı halesi oluşturmuştu. O, karanlığın puslu günlerinde idealizmiyle parlayan bir meşaleydi. Onun varlığı, o yöredeki tüm inanmışlar için bir umut kaynağı, devrilmez bir kale anlamına geliyordu. Simav'da attığı her adım, bir direnişin ve geleceğe duyulan sarsılmaz inancın kanıtıydı.
30 TEMMUZ 1979: SIRADAN GÖRÜNEN O SON YÜRÜYÜŞ
Zaman, 30 Temmuz 1979 Pazartesi gününü gösteriyordu. Mehmet Türkavcı, Simav'ın eski garaj bölgesinde bulunan dostlarını ziyaret etmiş, ardından günlük alışverişini yapmaya koyulmuştu. O, sıradan bir günün sıradan işlerini yaparken dahi, taşıdığı bayrağın ağırlığını ve riskini biliyordu. Ancak geri adım atmayı, pusuya düşme korkusuyla yaşayacağı hayatı reddetmişti. O gün, en doğal insani eylemlerini yerine getirirken, kaderin çizdiği o son dönemece doğru yürüdüğünü bilmiyordu.
SEKİZ KARANLIK GÖLGE VE DÜŞÜŞ
O an, planlanmış bir kalleşliğin sessizliği bozan çığlığıyla geldi. Demokratik Kültür Derneği mensubu, devrimci solcu-komünist örgüte ait tam sekiz militan, kahramanın üzerine yürüdü. Sekiz kişi bir kişinin üzerine, kılıç yerine bıçakları ve sopalarıyla saldırdı. Bu, bir çatışma değil, bir infazdı. Mehmet Türkavcı, aldığı bıçak darbeleriyle yere yığıldı. Kanı, uğruna yürüdüğü Simav toprağına, davasının mührü olarak akmaya başlamıştı.
SON NEFESİN YÜKSEK SESİ: ZAMANIN DURDUĞU AN
Yere düştüğünde dahi, davasının onuru yüzünde bir maske gibi duruyordu. Ancak vücudu ağır yara almıştı. Aşırı kan kaybediyordu. O an, zaman durmuş, her geçen saniye çelikten bir darbe gibi düşmüştü. Metin, acı bir gerçeği fısıldar: Ülküdaşımıza bir an evvel müdahale gerekiyordu, ama o müdahale gerçekleşmedi.
O karanlık anlarda, bir öğretmen, bir lider, 23 yaşındaki bir yiğit, müdahalenin gelmediği bir bekleyişin sessizliğinde can verdi. Kan kaybı, onun bedeni üzerindeki son zaferini kazandı. Mehmet Türkavcı, 30 Temmuz 1979'da Simav'da, yediği bıçak darbelerinden değil, mücadelesine olan sadakatinin nihai bedelini ödeyerek şehit oldu. O, müdahalenin gelmediği o süreyi dahi, davasının ebedi şehadeti olarak tarihe armağan etti.
"Bazı yenilgiler, tarih boyunca sürecek en büyük zaferin tohumudur."