"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları mahallede değil, uğruna yürüdükleri yolda da bir destan yazar. O’nun son adımı, imanın ve vatanın ebedi sancağıydı."
KİMLİĞİ VE BİR MİLLETİN YÜREĞİ
O, Sinop’un uzak ve vakur topraklarında, Boyabat’a bağlı Asarcıkkazaklı Köyü’nde yeşeren bir çınardı. İstanbul’a kök salmış, 49 yıllık bereketli ömründe sekiz evlada babalık etme şerefine erişmişti. İbrahim Koç, sıradan bir hayat süren bir esnaf değildi; o, hem ailesine hem de davasına kol kanat geren, mahallesinin sessiz kalkanıydı. Bakkal dükkânının tezgahı, onun için sadece ticaretin yapıldığı bir yer değil, aynı zamanda milli duruşun sergilendiği bir mevziydi.
ADANMIŞLIĞIN ÖZER SOKAKTAKİ NÖBETİ
İbrahim Koç, ailesini barındırdığı İstanbul Şişli Gültepe, Yahya Kemal Mahallesi, Özer Sokak’ta ikamet ediyordu. Onun hayatı, ev ve dükkân arasında, alın teriyle yazılmış bir mücadeleydi. Ancak bu fiziksel mücadelenin ötesinde, ruhunda taşıdığı büyük bir yükümlülük vardı. MHP Kağıthane İlçe teşkilatına üyeliği, onun bu karanlık ve çalkantılı dönemde tarafını sadece sözle değil, eylemleriyle de seçtiğini gösteriyordu. O, davasına adanmışlığın, en zorlu şartlarda bile geri adım atmayan bir erdem olduğunu kanıtlayanlardandı.
29 TEMMUZ 1980: KARANLIĞIN EN SOĞUK PUSU
Takvimler, ülkenin en çetin dönemlerinden biri olan 29 Temmuz 1980’i gösteriyordu. İstanbul’un üzerinde puslu bir tehlike kol gezerken, İbrahim Koç o akşam her zamanki gibi, inancının gereğini yerine getirmek üzere yola çıktı. Evinden çıkarak camiye Teravih namazını kılmaya gitmek, onun için bir rutindi; ancak o gün, bu kutsal yürüyüş, bir kahramanlık eylemine dönüştü.
SON YÜRÜYÜŞ VE EBEDİ CESARET
O, elinde sadece imanıyla ve kalbinde vatan sevgisiyle yürürken; karşıdan gelen kalabalık bir kin ve nefret grubu, bu masum adımı hedef aldı. Karanlık ideolojinin temsilcisi olan komünist grup, tek başına, ibadetine giden 49 yaşındaki bir babaya, bir esnafa korkakça pusu kurdu. Bu bir çatışma değil, inançlı bir yüreğe karşı yapılan organize bir suikasttı.
ŞEHADET MAKAMINA YÜKSELİŞ
Kurşunlar, kalabalık bir cemaatin huzuruna değil, sekiz çocuğunun babasının fedakâr göğsüne isabet etti. Vücudunun çeşitli yerlerine aldığı hain kurşunlar neticesinde İbrahim Koç, namazgâh yolunda, ailesinin ve davasının uğruna düştü. Olay yeri, bir sokak köşesi değil, şehadet makamı oldu. O an, bir bakkalın ölümü değil, bir idealin ölümsüzleşmesiydi. Onun kanı, 1980 yılının o kasvetli gününe dökülürken, geride bıraktığı destan, milli vicdanın en derin yerinde kazılı kaldı.
MİRAS VE TOPRAĞA DÖNÜŞ
İbrahim Koç, İstanbul’un kaosu içinde canını feda etse de, ebedi istirahatgâhı kendi toprakları oldu. Cenazesi, doğduğu yer olan Sinop Boyabat Asarcıkkazaklı köyüne büyük bir vakarla taşındı ve orada toprağa verildi. O, bir esnaf olarak hayata tutunmuştu, ancak bir şehit olarak sonsuzluğa yürüdü; geride sadece kederli bir aile değil, aynı zamanda inanç ve adanmışlığın sarsılmaz bir örneğini bıraktı.
"İman yolunda atılan son adımlar, sokakların karanlığına değil, tarihin en aydınlık sayfasına yazılır. O, ailesi için yaşayan, davası için ölen bir kahramandı."