"Bazı hayatlar, sadece bir yaşam süresi değil, bir adanmışlık yemini taşır. O, 1980’in karanlık koridorlarında yürüyen, vatan ve meslektaşları için ateşin üzerine basan bir işçi kahramanıydı."
KİMLİK VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Adı, Mehmet Ramazan Esen’di. Adana’nın sarp Feke ilçesinden kopup gelen, Anadolu irfanını ve yiğitliğini yüreğinde taşıyan bir gönül eriydi o. Takvimler 1980 yılının o kasvetli günlerini gösterdiğinde, henüz 25 bahar görmüş, fidan gibi bir delikanlıydı. Omuzlarında sadece ailesinin değil, iki masum çocuğunun da geleceği duruyordu. Evliydi; yani ardında, uğruna yürüdüğü davasından daha büyük, sevgi dolu bir yuva bırakmıştı.
ADANA’NIN DİRENÇLİ İŞÇİSİ
Mehmet Ramazan Esen, hayatını alın teriyle kazanan, emeği kutsal bilen bir işçiydi. Kiremithane Mahallesi’nde oturuyor, Yurttaş İplik Fabrikası’nın çarkları arasında ekmeğini kazanıyordu. Fakat onun davası, sadece fabrikasının duvarlarıyla sınırlı değildi. O, Milliyetçi İşçiler Sendikası’nın (MİSK) Adana Şubesi’nin yılmaz bir üyesiydi; yani, milliyetçi duruşu işçi sınıfının hak mücadelesiyle birleştiren, zulme ve haksızlığa boyun eğmeyen bir duruşun simgesiydi. Onun mesleği sadece ‘işçilik’ değil, aynı zamanda ‘ülküye hizmet’ demekti.
ÜLKÜDAŞIN SON YOLCULUĞUNDA
29 Temmuz 1980, Adana semalarına acı ve öfkenin gölgesini düşüren bir gündü. Mehmet Ramazan Esen ve ülküdaşları, şehit düşen dava arkadaşları Ahmet Kökoğlu’nun cenaze merasiminden dönmekteydiler. Bu dönüş, sıradan bir eve dönüş değildi; bu, kanın ve gözyaşının aktığı bir dönemde, yitirilen bir yiğidin ardından, inançlarını tazelemek ve safları sıklaştırmak üzere MİSK binasına yönelişin adıydı. Onlar, yas tutarken bile görevlerinin başındaydılar; tehlikeye rağmen omuz omuza yürüyen bir kararlılığın timsaliydiler.
29 TEMMUZ’UN ATEŞ ÇEMBERİ
İşte tam o esnada, MİSK’e doğru ilerlerken, kahpe pusu kuruldu. Gözü dönmüş, vicdanları körleşmiş devrimci solcu-komünist militanlar, savunmasız ülkü erlerinin üzerine kurşun yağdırdı. Bu, sadece bir saldırı değil, adalete, emeğe ve milli duruşa yapılan hain bir suikast girişimiydi. Mehmet Ramazan Esen, bu kurşunların hedefi oldu. O, bedenini siper etti, ağır yara aldı. Geri çekilmek yerine, inancının bedelini ödemek üzere o ateş çemberine yürüdü.
HAKKA YÜRÜYÜŞ
Ağır yaralı olmasına rağmen hayata tutunma mücadelesi hemen başladı. Ülküdaşımız hızla hastaneye kaldırıldı, yoğun bakım ünitesinde yaşamla ölüm arasında destansı bir direniş gösterdi. Fakat yaranın derinliği, verilen mücadelenin büyüklüğüne eşitti. Mehmet Ramazan Esen, gösterdiği tüm kahramanlığa ve azme rağmen kurtarılamadı.
29 Temmuz 1980’de, Adana’nın o acı gününde, o sadece toprağa düşen bir işçi değildi; o, 25 yaşındaki genç ömrünü, geride bıraktığı iki evladının geleceği uğruna, inandığı dava uğruna seve seve feda eden, hakka yürüyen bir ÜLKÜCÜ ŞEHİT oldu.
"O gün Adana toprağına düşen sadece bir işçinin bedeni değildi; o, ülkü uğruna verilen sözün, 25 yıllık bir ömrün ve iki çocuğun babasının ebedi ve destansı imzasıydı."