“Vatanın çağrısı genç bir yüreğe düştüğünde, 17 yıl, bir asırlık şerefe bedel olur.”
ADANMIŞLIĞIN GENÇ NEFERİ
Tarih, Ankara’nın zorlu günlerini kaydetmekteydi; ancak Beypazarı’nın Karaşar Köyü’nden yükselen bir yiğidin destanı, tüm karanlığa meydan okuyacaktı. Onun adı Mustafa Usul’du. Henüz 17 yaşındaydı. Gözlerinin önünde çalkalanan bir ülkenin tüm yükünü omuzlamayı seçmiş, Ankara’nın Abidinpaşa semtini kendisine bir nöbet yeri bilmişti. O, sıradan bir genç değil; Türk İslam mücadelesinin en ön saflarında yürümeyi seçmiş, davasına adanmış bir neferdi. Yaşı küçük, imanı büyüktü. Kısa bir ömür süreceğini bilmeden, büyük bir destanın başlangıcına imza atmıştı.
KAVGANIN ORTASINDA BİR RAMAZAN
Takvimler 1980 yılının en sıcak ve en gergin günlerini, 29 Temmuz’u gösterirken, mübarek Ramazan ayının manevi huzuru, sokaklardaki ideolojik çatışmanın çığlığıyla kesişiyordu. Mustafa, inancının sarsılmaz kalesi olan Akdere Fazilet Camisinin yakınlarında bulunuyordu. Orada, ne bir silah ne de bir zırh taşıyordu; taşıdığı tek şey, uğruna yürüdüğü davasına olan sarsılmaz sadakatiydi.
ZULMÜN VE CESARETİN KARŞILAŞMASI
O an, tarihin en haksız ve en şerefli kavgası patlak verdi. Bir grup devrimci solcu-komünist militan, inancın ve adanmışlığın sembolü olan Mustafa’ya alçakça saldırdı. Sayıca üstün, kinle bilenmiş bu kalabalığın karşısında, 17 yaşındaki bir kahraman dimdik durdu. Geri adım atmayı reddetti. Silahlı düşmanlarına karşı verebileceği tek cevabı, yüreği ve bilekleriydi: O, yumruklarıyla karşılık verdi!
Bu, sadece bir kavga değil, inancın silahsız cesaretle silahlı zulme başkaldırısıydı. Mustafa Usul, düşmanının karşısında durdu, yeminine ihanet etmedi, teslim olmadı.
SON NEFES VE YÜCELİŞ
Mustafa’nın duruşu, saldırganların çaresizliğini öfkeye dönüştürdü. Yumrukların yenemediği bu kararlılığı susturmak için namlular konuştu. Onu, o davanın taşıyıcısını, inancın kalbini hedef aldılar. Aldığı silah yarası ağırdı; başından vurulmuştu.
Ankara’nın acımasız sokaklarında, ağır yaralı halde hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken, o genç nefes yolda durdu. 29 Temmuz 1980’de, Adanmışlığın ve Fazilet Camii’nin gölgesinde, 17 yaşındaki Mustafa Usul, bir nefer olarak başladığı yolculuğu, bir Şehit olarak tamamladı. O, bedeniyle yenildi, ancak duruşuyla zafere ulaştı. Ölüm, onu davasından ayıramadı; aksine, onu davasının ebedi bayrağı yaptı.
“Mustafa Usul, sadece bedenini değil, gençliğinin tüm baharını, kutsal bir emanetin sönmez ateşi yapmak için feda etti. 17 yaşın son yorgunluğu, Türk İslam ülküsünün ebedi nöbetidir.”