"Bazı insanlar ömürlerini bir görev belgesi gibi taşır; Baki Yeşiloğlu da alın yazısını, adanmışlık ateşiyle yazdı."
KİMLİĞİ VE İDEALİN KAYNAĞI
O, Yozgat’ın Sorgun İlçesi’ne bağlı Gözbaba Köyü’nün toprağından fışkıran bir fidandı. Vatanın sarsılmazlığını yüreğinde taşıyan, 36 bahar görmüş bir kahramandı. Hayatının en büyük zenginliği; eşi ve arkasında bıraktığı dört masum kız çocuğuydu. Ailesini alıp Bursa’ya, emeğin ve alın terinin kutsal sayıldığı şehre yerleşmişti. Kırıkkale’den getirdiği ruhu, yeni bir mücadele sahasına taşıyordu. O, sadece bir işçi değildi; o, milletinin geleceğini sendikanın masalarında ve fabrikanın koridorlarında arayan bir liderdi.
ADANMIŞLIĞIN CEPHESİ: TOFAŞ VE MİSK
Baki Yeşiloğlu’nun çalışma alanı, aynı zamanda onun siper aldığı cephesiydi. Tofaş Fabrikası’nda bir işçi olarak çalışıyor, ancak asıl mücadelesini Türk Metal Sendikası’nın şube başkanı ve MİSK (Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu)’nun temsilcisi olarak veriyordu. Fabrika zemininde, milli duruşu yıkmaya çalışan her türlü ideolojik akıma karşı amansız bir mücadeleye girişti. O, sadece işçinin hakkını değil, Türkiye’nin haysiyetini savunuyordu. Duruşu o kadar net, sesi o kadar gürdü ki, bu kararlılığı onu düşmanlarının hedefi haline getirdi.
ZİNDANLARDA YANKILANAN SES
Hakikati savunmanın bedeli ağır oldu; Baki Yeşiloğlu, mücadelesi yüzünden cezaevinin demir kapıları arkasına düştü. Ancak zindanlar, onun idealini söndürmeye yetmedi. O, karanlık hücrelerde dahi davasını sürdürmekte, inancını yaşatmakta ısrarcı oldu. Bu boyun eğmez direnişi görenler, onu susturmak için yeni bir yol denedi: Sürgün. Direnişin bedeli olarak, Balıkesir cezaevine sürüldü. Oysa sürgün, onun için bir kaçış değil, davasının sınırlarını genişleten yeni bir duruş noktasıydı.
HİLE VE SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 29 Temmuz 1978’i gösteriyordu. Düşman, Baki Yeşiloğlu’nun kararlılığını kılıçla değil, hileyle alt etmeye karar verdi. Gardiyanlar, alçakça bir bahaneye sığınarak onu koğuşundan çıkardı: "Görüşçün var." Bu, bir ziyaretten çok, kaderine doğru atılan bir adımın davetiydi. O, vazifesi gereği kapıdan geçti; oysa koridorun diğer ucunda hiçbir görüşçü yoktu.
Geri dönüş yolunda, alçakça bir tuzak kurulmuştu: solcu ve komünist militanların bulunduğu koğuşun kapısı bilerek açık bırakılmıştı. Kapı açıldı, düşman pusuya yatmıştı. Baki Yeşiloğlu, tek başına, davasının ağırlığıyla yürürken, devrimci solcu-komünist militanlar, karanlık bir gölge gibi üzerine çöktüler.
Onlar, namertçe, bıçak ve şişlerle saldırdılar. Bu, bir dövüş değil, bir linçti. O anda, dört kızının babası, yurdunun ve idealinin son kalesi olarak dimdik durdu. Aldığı yaralar ağırdı, can pazarlığına girmeyi reddeden kahraman ruhu, bedenini terk etmek üzereydi. O karanlık koridorda, ülküdaşımız Baki Yeşiloğlu, mücadelesinin zirvesinde şehadet makamına ulaştı.
SONSUZLUĞA UĞURLANIŞ
Balıkesir, onun mücadelesinin son sahnesi oldu; ancak ruhu, yatağına uzandırdığı toprağa geri döndü. 29 Temmuz günü, Kırıkkale Yahşihan Mezarlığı, bu büyük fedakarlığın tanığı oldu. Bir işçi, bir sendikacı, bir baba ve en önemlisi, inancından taviz vermeyen bir ülkü eri, sonsuzluğa uğurlandı.
"O, sadece hayatını değil, bir babanın dört kızına duyduğu özlemi de bayraklaştırdı. Baki Yeşiloğlu, adı onurla anılacak bir direniş destanıdır."