"Vatan, kendisinden vazgeçenleri unutmaz; en büyük fedakarlık, sıradan bir günde bile davasından dönmemektir."
KÖKLER VE YEMİN
Anadolu’nun kadim toprağı, Eskişehir’in Mihalıcçık ilçesine bağlı Obruk Köyü’nde yeşeren bir fidandı o. Gözleri, köyünün dürüstlüğünü ve toprağının sadakatini taşırdı. Lise diplomasının aydınlattığı bilgelikle donanmış, ancak kalbi her zaman milletinin geleceği için çarpmıştı. 32 yıllık kısa ömrünü, bekâr bir erin saf ve lekesiz adanmışlığıyla vatanına adamıştı. Onun görevi sadece bir meslek değil, milletin namusunu koruyan çelikten bir kalkan olmaktı: O bir POLİS’ti.
BİR İDEALİN NEFERİ
1980 yılının karanlık ve fırtınalı günlerinde, Türkiye’nin en çetin cephesi olan Ankara’da görev yapıyordu. O, sadece yasalara değil, aynı zamanda milli davanın sarsılmaz inancına da yeminliydi. Birlik ve düzenin sağlanması için yüreğini ortaya koymuş, idealist duruşunu POL-BİR çatısı altında mühürlemişti. Yaşar Demirtaş, kişisel gelecek hayalleri kurmak yerine, ülkücü kimliğiyle cephede durmayı seçmiş, gençliğini ve enerjisini büyük bir fedakârlıkla adalet ve huzur için harcamıştı. O, tehlikenin ortasında korkusuzca duran bir neferdi.
28 TEMMUZ 1980: VURGUN
Takvimler 28 Temmuz 1980’i gösteriyordu. Ankara’nın Keçiören semtinde, tüm sıradanlığıyla akan bir akşamüstüydü. Yaşar Demirtaş, o karmaşık dönemin yorgunluğunu atmak istercesine, bir terzi dükkânının eşiğinde oturuyordu. Huzurun en masum ve savunmasız anıydı bu.
Ancak, karanlık fikirler ve hain eller, pusu kurmayı seçmişti. Komünist militanlar, kahramanların yüzüne bakmaya cesaret edemedikleri alçak bir saldırıyla, ellerindeki silahları Yaşar Demirtaş’a çevirdiler. O an, vatanın bekçisine sıkılan kurşunlar, aslında birliğimize ve huzurumuza sıkılmıştı.
ŞEHADET VE EBEDİ İSTİRAHAT
O, düşmanının karşısında dik duruşunu koruyarak, bu menfur saldırı sonucu olay yerinde, nöbetinin başında şehadet mertebesine yükseldi. Aniden gelen bu saldırı, onun sarsılmaz adanmışlığını sonsuza dek yüceltti. Yaşar Demirtaş, son nefesini bile vatan toprağında verdi.
Yiğit bedeni, görev yaptığı bu çetin şehirden alınarak, doğduğu toprağın şefkatli kollarına, Eskişehir’in Obruk Köyü’ne taşındı. Artık Obruk, sadece onun doğum yeri değil, aynı zamanda onun sarsılmaz duruşunun ve ebedi istirahatgâhının da mühürüydü. O, bir destan olarak toprağa verildi ve fedakârlığı, nesiller boyu sürecek bir and olarak kaldı.
"Adı, cesaretin ve fedakarlığın sembolü olarak, 28 Temmuz 1980’de yazılan hürriyet mührüyle sonsuza dek Vatanın hafızasına kazınmıştır."