"Bazan en büyük destanlar, en genç omuzlarda yazılır. Naci Altınsüzer, adanmışlığın en saf mühürüdür."
KİMLİĞİ VE İDEALİN YEMİNİ
Adana’nın Ceyhan ilçesi, Erenler Köyü’nden yükselen bir fidan, 17 yıllık kısa ömrüne koca bir milleti sığdırmış bir isimdi o: Şehit Naci Altınsüzer. Daha hayatının baharında, lise sıralarında oturması gereken yaşta, kalbindeki ülkü ateşini bir sancağa dönüştürmüştü. Henüz reşit bile olmamışken, sadece bir öğrenciyken; o, sırtına taşıdığı değerlerin bedelini canıyla ödemeyi göze alanlardandı.
CEYHAN’DAN KOZAN’A BÜYÜYEN DİRENİŞ
Vatan sevgisiyle attığı her adım, baskının ve zulmün hedefi olmuştu. Kendi memleketi Ceyhan’da, inançları ve duruşu yüzünden tehditler altında okuyamaz hale gelmişti. Boyun eğmek yerine, direnişini büyütmeyi seçti. Çaresizlik onu yıldırmadı; sadece yer değiştirmeye zorladı. Eğitimi bırakmak yerine, Adana-Kozan’a geçerek Endüstri Meslek Lisesi’ne kaydını yaptırdı. Ancak bu vatan toprağının her köşesi, ideallerin çatıştığı bir cepheye dönmüştü. Kozan’da da, ülküdaşlarıyla omuz omuza duruşu, karanlık güçlerin hışmından kurtulamadı. Baskının olduğu yerden kaçmadı; sadece savaşın yerini değiştirdi.
O KARANLIK TEMMUZ GÜNÜ
Takvimler, 28 Temmuz 1979’u gösterdiğinde, Kozan’ın hafızasına silinmez bir acı yazılacaktı. O gün, Kozan Jandarma Karakolu’nun tam karşısında bulunan Karacaoğlan Düğün Salonu’nda, Naci Altınsüzer ülküdaşlarıyla birlikteydi. Onlar, sadece gençliklerini ve ideallerini konuşuyorlardı; ancak dışarıda, ideolojinin kiniyle bilenmiş bir tehdit bekliyordu.
SİLAHIN GÖLGESİNDE SON DİK DURUŞ
Ansızın, bir grup devrimci solcu-komünist militan salona doğru ilerledi. Ellerinde söz yerine kurşun vardı. Kalabalık, silahlı ve gözleri dönmüş militanlar, ülküdaşlarımıza namlularını doğrulttu. Genç Naci, o tehlikenin ortasında, yoldaşlarını bırakıp kaçmayı aklından bile geçirmedi. O, geri çekilmenin değil, inançlarının yanında durmanın vaktinin geldiğini biliyordu. Karanlık ve vahşi kurşunlar, tam o kritik anda, 17 yaşındaki bu yiğidi hedef aldı ve omuzladığı davanın nişanesini bedenine sapladı.
SON NEFES VE DESTANIN MÜHRÜ
Ağır yaralanan Naci Altınsüzer, son nefesiyle bile davasına sadakati fısıldıyordu. Ülküdaşları, onu o ateş çemberinden çıkarıp hastaneye yetiştirmek için amansız bir mücadele verdi. Fakat fedakârlığı çok büyüktü. Adana-Kozan yolunda, hastaneye ulaşamadan, 28 Temmuz 1979 tarihinde, henüz hayatının eşiğindeyken şehadet şerbetini içti. Bir lise öğrencisi olarak çıktığı yolda, 17’sinde bir kahraman olarak ebediyete yürüdü. Naci Altınsüzer’in adı, sadece bir tarih satırı değil; gençliğin ödediği en büyük ve onurlu bedel olarak tarihe kazındı.
"17 yaşın ödediği bedel, yalnızca bir can değil; bir milletin namus borcudur."