"Bazı hayatlar kısa sürer, ama vatanın göğsünde ebedi bir nöbet tutar."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN YAZGISI
O, yeryüzü nöbetini sadece on sekiz yıla sığdırmış bir kahramandı. Doğduğu diyar Rize'nin sarsılmaz ruhunu, büyüdüğü kent İstanbul'un çetin sokaklarına taşımıştı. Adı Metin Aytaç’tı; bir Türk Milliyetçisi Ülkücü. Gençliğin en deli dolu çağında, elinde bir tornanın işçisi olarak babasının Beykoz Gümüşsuyu'ndaki atölyesinde alın teri dökerken, ruhunda çok daha büyük bir davanın ateşi yanıyordu. O, sadece bir işçi değil, aynı zamanda ülkesinin geleceği için kalkan olmaya adanmış bir neferdi.
ON SEKİZ YILLIK BİR DİK DURUŞ
Beykoz’un Gümüşsuyu mahallesinde, ailesiyle birlikte kurduğu o yuvanın sıcaklığını, 1979 yılının o zorlu döneminde vatanın dört bir yanına yayılmış karanlığa karşı bir direniş noktası haline getirdi. Henüz hayatının baharında olmasına rağmen, Metin Aytaç, kolay yolu değil, fedakârlık gerektiren yolu seçmişti. Onun duruşu, genç bir yüreğin, inançlarına ve milletine olan sonsuz sadakatinin en açık ifadesiydi.
MUKADDESATIN KORUYUCUSU: RAMAZAN GECESİ
Zaman, mübarek Ramazan ayının gölgesinde ilerliyordu. İnsanlar, günün orucunu açtıktan sonra, camilerde toplanıp Teravih namazının huzurunu arıyorlardı. Ancak o karanlık yıllarda, barış ve inanç bile düşmanın hedefindeydi. Metin Aytaç, bu mukaddesatın savunucusu olmayı seçti. O, sadece kendi inancını değil, tüm cemaatin o geceki huzur hakkını koruyordu.
28 Temmuz 1979 gecesi, o kutsal mekânın etrafında, iki arkadaşı ile birlikte bir siper kurdu. Gözleri, namaz kılanların huzurunu bozmaya gelen hain elleri arıyordu. O, bir gencin dinlenme vaktinde değil, bir kahramanın nöbet vaktindeydi.
28 TEMMUZ 1979: SON NÖBET VE ŞEHADET
Tehlike, beklenen yerden, komünist militanların eliyle geldi. Onlar, ibadet eden bir cemaate saldırmak isterken, karşılarında çelikten bir irade buldular. Metin Aytaç, geri adım atmadı. On sekiz yıllık ömrünün son anında, mesleği tornacılık olan ellerini, vatanın namusunu tutan bir kalkan gibi kaldırdı. O, savunma hattının son neferiydi.
İstanbul’un o Temmuz gecesi, bir yıldız kaymadı; aksine, bir kahramanlık menkıbesi, fedakârlığın en yüce zirvesinde, şehadet şerbetiyle taçlandı. Metin Aytaç, koruduğu cemaatin huzuruna dokunulmaması uğruna, Beykoz’da hayatını feda etti. O, sadece öldürülmedi; inandığı değerler için adını tarihin sayfasına altın harflerle yazdırdı.
EBEDİYET YOLCULUĞU
Olay yerinde son nefesini veren bu genç ülkü devi, Beykoz Gümüşsuyu Kemerustu kabristanında, savunduğu toprağın en derin yerine emanet edildi. On sekiz yıllık kısa bir ömür; ama adanmışlık ve cesaretle dolu, destanlara sığmayacak bir hayat hikâyesi bıraktı geride.
On sekiz yıllık ömrüne sığdırdığı o tek gece, milletin hafızasında sonsuzluğa uzanan en uzun nöbet oldu.