"Karanlığın en yoğun olduğu anda dahi, bir milletin vicdanına ışık tutanlar vardır; onların imanı, kurşunlardan daha keskindir."
ADANMIŞLIĞIN YÜREĞİ: ŞEHİT AHMET KÖKOĞLU
Tarih, bazı isimleri kuru satırlara değil, milletin vicdanına yazar. Ahmet Kökoğlu, tam da 1980’in o çetin, puslu günlerinde, davasının sarsılmaz bir neferi olarak Adana topraklarında bir destan yazdı. Aslen Kayseri’nin Sarız ilçesinden, Yaylacı Köyü’nden fışkıran bu yiğit ruh, Adana’ya göç ederek sadece mekânını değil, mücadele alanını da değiştirmişti. Artık Kiremithane Mutlu mahallesinde ikamet eden, 39 yıllık ömrünü kutlu bir yola adayan, evli ve bir çocuk babası bir kahramandı.
YÜCE ÜLKÜ İÇİN VERİLEN SÖZ
Şehit Ahmet Kökoğlu, siyasi kimliğinin ağırlığına rağmen korkuya kapılmayan, aksine davasına daha sıkı sarılanlardandı. O, sadece bir vatandaş değil, MHP Adana İl teşkilatının yönetiminde görevli bir öncüydü. Bu görev, onun için sadece bir makam değil, karanlık ideolojilerin kuşattığı bir coğrafyada millî şuuru ayakta tutma yeminiydi. Ailesi vardı; bir eşi, bir evladı… Fakat o, kendi canının ve huzurunun, bayrağın gölgesinde saklı kalan binlerce geleceğin teminatı olduğunun farkındaydı.
İMAN YOLUNDA PUSU
26 Temmuz akşamıydı. Ramazan’ın bereketiyle iftarlarını açmış, ruhlarını dinlendirmeye hazırlanıyorlardı. Ahmet Kökoğlu, babası ve kardeşiyle birlikte evlerinden çıktı. Hedefleri açıktı: Muhammediye Camisi’nde cemaatle teravih namazını eda etmek, Yaradan’a sığınmaktı.
Ancak, millî duruşundan rahatsız olan, vatanın birliğini hazmedemeyen devrimci solcu-komünist militanlar, en kutsal saatte, en masum yolda pusu kurmuşlardı. Akşamın zifiri karanlığı, alçak bir saldırının perdesi oldu. Silahların sesi, cami cemaatinin ve daha da acısı, babası ile kardeşinin gözleri önünde yankılandı.
Ahmet Kökoğlu, o kurşunların hedefi oldu. Bu saldırı, sadece bir lidere değil, milletin imanı üzerine yapılan bir saldırıydı. Vurulduğu an, Adana sokakları dehşetle sarsıldı. Ağır yaralıydı; fakat duruşu, son nefesine kadar ülkücü yemininin dimdik bir kanıtıydı.
ŞEHADETİN KIRK SAATİ: SON MÜCADELE
Vücudu ölümcül darbeler almıştı, fakat ruhu teslim olmaya direniyordu. Kahramanımız hemen hastaneye kaldırıldı ve amansız bir mücadele başladı. Tam 36 saat boyunca, hayat ile şehadet arasındaki ince çizgide, adeta bir kahramanlık ateşi yandı. O 36 saat, sadece bir yoğun bakım süreci değil, Ahmet Kökoğlu’nun davası için verdiği son onur mücadelesiydi.
Ancak, 28 Temmuz 1980 günü, takvimler bir yiğidin ebediyete yükseldiği günü kaydetti. Vücudu mücadeleye daha fazla dayanamayarak teslim oldu ve Türk Milliyetçisi Ülkücü Ahmet Kökoğlu, bu aziz millet uğruna canını feda ederek şehitlik mertebesine ulaştı. Geride bıraktığı acı, sadece ailesinin değil, uğruna savaştığı tüm ülkücü camianın sarsılmaz adanmışlığının bir mührü oldu.
"O gün Adana sokaklarında düşen her damla kan, unutulmaz bir yemin oldu: İman sönmez, vatan bölünmez."