"Büyük davalar, sadece zaferlerle değil; adını dahi bilmediği topraklara umut taşıyan ve son nefesinde dahi düşmanına merhameti öğütleyen adamların fedakârlığıyla yazılır."
KÖYÜNDEN DOĞAN YÜREK VE İDEALİN SÖZÜ
Anadolu’nun kadim toprağı Yozgat’ın Yenifakılı İlçesi, Bektaşlı Köyü’nde, 1950 yılında bir yiğit dünyaya geldi: Nevzat Ocak. Daha ömrünün baharında, hayatın zorlu yokuşları onu erken olgunlaştırdı. Ankara Altındağ’ın zorlu semtlerinde ilk ve orta tahsilini tamamlarken, henüz 16 yaşında evlenmenin ve 17 yaşında baba olmanın getirdiği büyük sorumluluklar nedeniyle, lise sıralarından ayrılmak zorunda kaldı. Ancak bu, onun devletine ve milletine hizmet etme azmini asla kıramadı. Ankara Mamak’ta vatan borcunu ödedikten sonra, meslek hayatına atılarak bir memur olarak kamunun hizmetine girdi. O, sırtına yüklediği sorumlulukları, hayallerinin önüne koymayı bilen bir vatan evladıydı.
GÖREV EMRİ VE EN UZAK SINIRLARA ADANMIŞLIK
Devletin görevi onu, ülkenin en çetin, en zorlu noktalarına çağırdı. Toprak Mahsulleri Ofisi’ne bağlı bir görev eri olarak, ilk görev yeri olan Şanlıurfa’nın Suruç İlçesi, Mürşitpınar Köyü’nden başlayarak, Batman Muhasebe birimine kadar, zorlu coğrafyalarda görevini onurla taşıdı. Ancak kader, onun kahramanlık destanını Mardin sınırında yazacaktı. TMO Ajans Müdürü olarak atandığı Nusaybin’de, devleti temsil eden son kale görevini üstlendi. O, yalnızca bir memur değil, devletin o topraklardaki sarsılmaz duruşunun temsilcisiydi.
Tayini artık Ankara Beypazarı’na çıkmış, geride bıraktığı tehlikeli günlerin ardından yeni bir başlangıç yapmaya hazırlanıyordu.
SON PAZARTESİ, SON VAZİFE
Takvimler 28 Temmuz 1980’i, günlerden Pazartesi’yi gösteriyordu. Nevzat Ocak, tayini çıkan yeni görev yerine gitmek üzere taşınma hazırlıkları yapıyordu. Ancak bilmediği bir şey vardı; bölücü ihanetin karanlık gölgesi, onun üzerine bir pusu kurmuştu. Dostları, çevresindeki tehlikeyi fısıldamış, dikkatli olması için uyarmıştı. Fakat o, devletine olan inancından ve haklı duruşunun verdiği cesaretten asla taviz vermedi. Eşine ve küçük oğlu Hakan’a güven veren o sarsılmaz sesle, “Çarşı merkezinde vuracak değiller ya,” diyerek, eşyasını taşıyacak kamyonu tutmak için ilçe merkezine doğru yola çıktı.
O gün, Ramazan ayının mübarek günlerinden biriydi ve Nevzat Ocak oruçluydu.
KAHRAMANIN SON NASİHATI
Öğleden sonra, taksinin ön koltuğuna oturduğunda, dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayacak bir kahpeliğin hedefi oldu. Eşinin ve henüz 3 yaşındaki küçük oğlu Hakan’ın gözleri önünde, pusu kurulmuştu. Otomobilin açık ön camından uzanan silahın soğuk namlusunu gördüğünde, tetiği çekecek olan caninin yüzüne baktı. Karşısında duran, ne yazık ki, sadece 16 yaşında, ihanetle zehirlenmiş bir çocuktu.
Bir kahraman, canını alacak olana bile merhametle yaklaştı. Son nefesi, bir lanet değil, bir nasihat oldu: “Daha çok gençsin evladım.”
Bu son cümlenin yankısı havada asılı kalırken, cani teröristin parmağı tetiği çekmişti bile. Nevzat Ocak, aldığı tam 8 kurşun yarasıyla yere yığıldı.
EZANLA GELEN VEDA
Ağır yaralı Nevzat Ocak, hemen Nusaybin Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak omuzlarına 8 kurşun almış bir yiğidin hayatı, burada tutulamazdı. İki buçuk saatlik o çileli yolu aşarak, Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne ulaştırıldı. Hastaneye vardıklarında, gökyüzünde akşam ezanı okunuyordu; orucun açılma vakti gelmişti.
Son bir gayretle, eşinden bir yudum su istedi; orucunu açmak, hayatın son rüknünü yerine getirmek için. Ama nafile. Eşi can suyu ararken, kahraman Nevzat Ocak, aldığı ağır yara ve aşırı kan kaybından komaya girdi. Tüm mesai arkadaşlarının kahramanca kan verme çabalarına rağmen, o komadan bir daha hiç uyanamadı.
28 Temmuz 1980 Salı günü, henüz 30 yaşında iken, hakka yürüdü. Fedakârlığı uğruna, cenaze töreninde olay çıkmaması için, Ankara Karşıyaka mezarlığına, belirtilen tarihten bir gün önce, sadece birkaç aile ferdinin eşliğinde sessizce defnedildi. Ardında, gözü yaşlı bir eş ve geleceğe umutla bakacak 3 evlat bıraktı. O, sadece bir memur değil, vatan için canını feda eden, merhameti son sözü yapan, destanlaşmış bir ülkücü şehitti.
"Bazı ölümler, sadece bir son değil; ardında bıraktığı üç masum göze ve vatanın hür semalarında yankılanan son bir merhamet dersine dönüşen, ölümsüz bir başlangıçtır."