"Bazı hayatlar, sadece birer biyografi değil; çelikten bir inancın, zorlu bir çağda ödenen bedelin destanıdır."
KİMLİĞİ VE İDEALİN YÜKSEK SESİ
28 TEMMUZ 1979. İstanbul, bir kez daha bir kahramanın sessiz vedasına şahitlik ediyordu. O gün şehadet şerbetini içen yiğidin adı SELAHATTİN ÇEVİK’ti. İstanbul’un kalbi Gaziosmanpaşa’da filizlenen bu hayat, henüz yirmi üç yaşındaydı ve en verimli çağında vatan davasına adanmıştı.
O, sadece bir isim değildi; ülkücü gençliğin omuzlarında yükselen bir idealin temsilcisiydi.
MÜCADELENİN İKİ CEPHESİ
Selahattin Çevik’in hayatı, yalnızca idealizmle değil, aynı zamanda azimli bir alın teri mücadelesiyle örülmüştü. Bir yanda, İstanbul Ortaköy Eğitim Enstitüsü’nün sıralarında geleceğin inşası için ilim tahsil ederken; diğer yanda, Bayrampaşa’da işlettiği kundura dükkanında rızkını namusuyla kazanmanın derdindeydi.
Bu iki hayatı birleştiren tek bir çelikten irade vardı: ÜGD (Ülkücü Gençlik Derneği) üyeliği. Okulunun ikinci başkanlık makamını taşıyarak, sadece sözde değil, eylemde de davasına liderlik ediyordu. O, hem okuyan, hem çalışan hem de inancının sancağını taşıyan, yorulmak bilmez bir fedakârlık örneğiydi.
O KARANLIK PUSU, O SON SABAH
Takvimler 28 TEMMUZ 1979’u gösterirken, Selahattin Çevik için sıradan bir Cumartesi sabahı başlamıştı. Saatler 11.00 civarını gösteriyordu. Kundura dükkanında, alın teriyle kazancının peşindeydi. Masum bir ticaret eylemi, kahramanlık yolculuğunun son durağı olacaktı.
İstanbul sokaklarını kana bulayan, dükkanları ve okulları hedef alan o karanlık eller, devrimci solcu-komünist militanlar, Selahattin Çevik’in çalıştığı o küçük dükkanı basmaya cüret ettiler. Silahlar çekildi. Dürüstçe çalışan, idealini temsil eden gence pusu kuruldu. Korkak bir baskınla, bir inancın temsilcisi, hain kurşunlara hedef oldu.
Olay yerinde, çalıştığı ve rızkını kazandığı yerde, ülküdaşımız şehit edildi.
ŞEHADET VE SONSUZ YOLCULUK
Bir fedakârlık anıtı olarak tarihe yazılan bu kahramanlık, İstanbul’un yüreğinde derin bir iz bıraktı. Selahattin Çevik, inandığı değerler uğruna, henüz yirmi üç yaşında iken en büyük bedeli ödedi ve adı şehitler kervanına katıldı.
Kahramanımızın na'şı, bu kutlu davanın nişanesi olarak, İstanbul’un tarihi ve onurlu mekânı olan Edirne Kapı Mezarlığı’nda toprağa verildi.
O, 23 yaşında, sadece bir hayatı değil; geleceğe uzanan bir umudu da vatan toprağına emanet etti.
"Şehitler ölmez. Onlar, geride bıraktıkları izlerle, yaktıkları meşalelerle bir milletin vicdanında ebediyen yaşar."