"Bazı hayatlar, sessiz bir yeminin gölgesinde yaşanır; en büyük fedakârlık ise, sıradan bir günde atılan o son onurlu adımdır."
ADANMIŞLIĞIN İSMİ
O, sadece bir isim değildi; 1980 yılının karanlık fırtınasında inancın ve adanmışlığın taşa yazılmış mührüydü. Ülkücü Şehit Bekir Bilgiç.
Tarih, 26 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, Gaziantep’in sıcak ve çatışmalı atmosferinde yankılanan bir çığlık, onun sonsuzluğa yürüyüşünü ilan etti. Kayıtlarda doğum yeri ve mesleği gibi olgusal gerçekler yazsa da, o, bir idealin neferi olarak, davasının evrensel ruhunu taşıyordu.
SESSİZ MÜCADELE VE ONURLU SANAT
Bekir Bilgiç, bir cephe komutanı değildi; o, hayatını idame ettiren, topluma fayda sunan bir Diş Teknisyeniydi. Elleri, ince ve hassas bir sanatın ahengiyle yoğrulmuştu. O, yıkımı değil, onarımı meslek edinmişti.
Fakat 1980’lerin o kanlı ikliminde, mesleği ne olursa olsun, ülkü erleri için sıradan bir hayat sürmek imkânsızdı. O, cübbesinin altına, vatanı bölmek isteyenlerin karşısında çelikten bir duruşu gizlemişti. O, sessizce hizmet ederken dahi, inançları uğruna ödenmesi gereken bedelin farkındaydı.
BİR DEVİR ATEŞ ALTINDAYKEN
Gaziantep, o dönemde sadece Güneydoğu’nun bir şehri değil, aynı zamanda ideolojik savaşın en keskin cephelerinden biriydi. Her sokak bir tuzak, her gün yaklaşan bir felaket habercisiydi. Bekir Bilgiç, bu ateşi bilerek, bu tehlikeyi sezerek yaşıyordu.
Onun hayatı, bir biyografinin kuru satırlarına sığmayacak bir adanmışlık yeminiydi. Bilinmeyen bir doğum yerinden, Gaziantep’in o kritik mahallesine kadar, attığı her adım, devlete ve millete olan sarsılmaz sadakatinin bir ifadesiydi.
GAZİANTEP’TE VURULAN SON NEFES
Ve nihayet o karanlık gün geldi: 26 Temmuz 1980.
Bekir Bilgiç’in son yolculuğunun detayları, çatışmanın sisleri içinde kaybolmuştur. O an nerede olduğu, ne yaptığı tam olarak kayıtlara geçmemiştir; bu bilinmezlik, onun fedakârlığının büyüklüğünü daha da yüceltir. Bilinen tek şey, Gaziantep’in Nuri Pazarbaşı Mahallesi’nde, pusunun kurulduğu o uğursuz köşedir.
O, sinsi bir saldırının hedefi oldu. Karşısında, vatanın bütünlüğüne kasteden, devrimci solcu komünist ideolojinin kör nefretiyle bilenmiş iki militan vardı. Namlular ona çevrildiğinde, bir anlık tereddüt dahi göstermedi. O an, Diş Teknisyeninin değil, idealine sımsıkı sarılmış kahramanın ruhu konuştu.
Silahlı saldırı, zalim ve haksızdı. Bekir Bilgiç, inancından vazgeçmeyişinin, dik duruşunun bedelini canıyla ödedi. 26 Temmuz 1980 günü, vatan toprağına düşen her damla kan, geleceğin bağımsızlık mührü oldu. O, mücadelesini sessizce verdi, ancak şehadeti Gaziantep semalarında destansı bir çığlık olarak yankılandı.
"O, sadece bir tarihte şehit düşmedi; o, 1980’in karanlığına ışık tutan sönmez bir meşale yaktı. Gaziantep’in tozu toprağı, Bekir Bilgiç’in onurlu mücadelesinin ebedi şahididir."