"Bazı insanlar gölgelerin üzerine yürür; onların varlığı sadece bir hayat değil, bütün bir duruşun özetidir."
GİRESUN’DAN ANKARA’YA UZANAN YEMİN
Giresun'un kadim topraklarında filizlenen, fakat kaderini Ankara'nın çetin kışına yazmış bir yiğitti O: AHMET TOSUN. Hayatının 41. baharında, sadece bir birey değil, evinin direğiydi. Evliydi, bir evladı vardı; hayatın tüm mesuliyetlerini omuzlamış, Keçiören’in Ufuktepe mahallesinde sıcak bir yuvayı ayakta tutuyordu. O, sadece bir meskenin sahibi değil, inandığı değerlerin de sarsılmaz bekçisiydi.
ADANMIŞLIĞIN KIRK BİR YILLIK DESTANI
1980 Türkiye'si, inançların keskin kılıçlarla çarpıştığı, sokakların kanla sulandığı bir dönemdi. Ahmet Tosun, o çağın fırtınalı denizinde, sancağını yüksekte tutan bir Ülkücü olarak anılıyordu. Bu unvan, O’nun için sadece bir kimlik değil, milletine ve mukaddesatına olan tavizsiz bağlılığının sembolüydü. Yaşadığı her an, ailesine duyduğu sevgi kadar, vatanına duyduğu derin sorumlulukla şekilleniyordu. O günlerde bir duruş sahibi olmak, bedeli ne olursa olsun, doğru bildiği yolda yürümeyi gerektiriyordu.
O KARANLIK GÜN: 27 TEMMUZ 1980
Ankara semaları, 27 Temmuz 1980 Pazartesi günü, yaklaşan felaketin ağırlığıyla kasvetliydi. Ahmet Tosun, hayatının en zorlu sınavının eşiğindeydi. O karanlık dönemde, milletin birliği ve bütünlüğü için çaba gösteren her yürek gibi, O da tehlike altındaydı. Ancak kahramanlar, tehlikeden kaçmaz; aksine, tehlikenin üzerine yürürler.
ATEŞ ÇEMBERİNE KARARLI YÜRÜYÜŞ
Olay Günü’nün detayları, sessizliğin ve kahramanlığın kudretine emanet edilmiştir. Bilinen tek gerçek şudur ki: O an geldiğinde, Komünist militanları, inançlarının düşmanı olarak gördükleri bu kahramanın yolunu kestiler. Bu, basit bir çatışma değildi; bir ideolojinin diğerine meydan okumasıydı.
Ahmet Tosun, o anda geri adım atmayı reddetti. Çocuğunun yüzü, eşinin hatırası ve uğruna yaşadığı değerler, O’na o son direniş anında güç verdi. Silahlı saldırı, göz açıp kapayıncaya kadar bir anda gerçekleşti. Ahmet Tosun, mücadelesinin son neferine kadar, dimdik ayakta durduğunu kanıtlarcasına, olay yerinde, canını bu vatanın mukaddes toprağına emanet ederek şehit oldu. O’nun son anı, zifiri karanlık bir çağda, inancın nasıl mutlak bir fedakârlığa dönüştüğünü gösteren bir meşale oldu.
EBEDİYETİN HÜZNÜ VE GURURU
Şehadeti, 27 Temmuz 1980 günü Ankara’nın kalbine bir hançer gibi saplandı. Ahmet Tosun, artık bir baba, bir eş, bir komşu değil; uğruna can verilen bir davanın ölümsüz bayrağıydı. Naaşı, milletin huzur ve sükûnet yurdu olan Karşıyaka Asri Mezarlığı’nın manevi sinesine tevdi edildi. 41 yıllık kısa ama destansı hayatı, milletin hafızasına bir zafer marşı olarak kazındı.
"O, sadece toprağa verilmiş bir beden değil; bir milletin hafızasına yazılmış, 1980 yılının ateşiyle mühürlenmiş, bedeli canla ödenmiş destansı bir yemindi."