"Kimi zaman vatana adanmışlık, en masum anda, evine giden yolda yazılır. O gün, bir bucağın kaderi, bir babanın ve oğulun son nefesinde mühürlendi."
TAŞLA YOĞRULMUŞ KİMLİĞİ
Onun adı Ahmet Ocak’tı. Bir duruşun, bir inancın, çalkantılı 1980 ruhunun sarsılmaz bir simgesiydi. Doğduğu topraklar, aynı zamanda davasına adandığı kutsal mekândı. ORDU İLİ’nin ÜNYE İLÇESİ’nin TEKKİRAZ BUCAĞI’nda dünyaya gözlerini açmış, bu topraklara ait olmanın ağırlığını ve onurunu daima yüreğinde taşımıştı. O, sadece bir birey değil, zorlu bir dönemin meydan okumasına göğüs germiş bir ÜLKÜCÜ ŞEHİT adayıydı. Maddi meşgalesine dair kayıtlar kaybolsa da, inancıyla çizdiği yol, en net mesleğiydi: Vatanına adanmışlık.
KARA GÖLGENİN TEKKİRAZ’A İNİŞİ
Yıl 1980’di. Türkiye, karanlık bir anarşi rüzgârının pençesindeydi. Fatsa’da devlet güçleri, düzeni yeniden tesis etmek için operasyonlar yürütürken, bu mücadelenin gölgesi Tekkiraz Bucağı’na kadar uzanmıştı. Barışın düşmanı olan devrimci solcu-komünist militanlar, kaçarken bile huzuru hedef alıyor, gölgeler içinde pusular kuruyordu. Bu, sadece sokak kavgası değil, bir milletin varlık mücadelesiydi; ve Ahmet Ocak, evinin eşiğinde bile bu mücadelenin ortasındaydı.
İFTAR VAKTİ VE ADANMIŞLIĞIN SON YÜRÜYÜŞÜ
O gün, 27 TEMMUZ 1980, sükûnetin en masum anıydı. Gün saat 17.00 sularını gösteriyordu; mübarek bir ayın, orucun ve ailenin bir araya gelme vaktinin yaklaştığı andı. Baba Ali Ocak ve oğlu Ahmet Ocak, çarşıdan, evlerinin bereketi olacak iftar yiyecekleriyle ağır adımlarla yuvalarına dönüyorlardı. Bu, ne bir çatışma anı, ne de bir siper savaşıydı. Bu, babanın şefkatiyle oğulun sadakatinin birleştiği, huzur dolu bir geri dönüş anıydı.
Fakat alçaklık, pusuyu en savunmasız ana saklamıştı. İftar sofrasının hayaliyle yürüyen bu iki masum yürek, inançları ve duruşları nedeniyle hedef alındı.
KALLEŞÇE PUSU VE SON NEFESLERİN MÜHRÜ
Aniden, karanlığın içinden ateş açıldı. Kalleşçe ve alçakça gerçekleştirilen silahlı saldırı, huzurlu yürüyüşü bir anda kan gölüne çevirdi. Baba Ali Ocak, oğlunun gözleri önünde, olay yerinde yere yığıldı; toprağın anında kabul ettiği bir şehit oldu.
Oğul Ahmet Ocak ise ağır yaralıydı. Babasının cansız bedeni önünde bile pes etmedi, son bir dirençle hayata tutunmaya çalıştı. Hızla Samsun Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Hastane koridorları, Ahmet’in yaşam mücadelesinin sessiz tanığıydı. O anlarda, belki de babasının fedakârlığını, geride bıraktığı davasını ve vatanına olan borcunu düşünüyordu. Ancak kader, onun kahramanlık destanını yatağında bitirdi. Babasından dakikalar sonra, 27 TEMMUZ 1980 günü, vatan için verdiği son nefesi teslim etti.
KAPANAN PERDE
Ahmet Ocak ve babası Ali Ocak, kendi bucağında, iftar için aldıkları yiyeceklerle dönerken şehadete yürüdüler. Onlar, kuru bir tarihin satırları değil; bir davanın bedelini, en kişisel, en kırılgan anlarında canlarıyla ödeyen yiğitlerdir.
"Onlar, huzuru satın almak için kendi canlarını feda ettiler. Adları, 27 Temmuz 1980’in destanına, Ordu’nun Tekkiraz Bucağı’ndan, kanla yazılan kahramanlardır."