"Kimi adamlar vardır ki, hayatları bir destanın önsözüdür. Onlar, en masum anda bile, inancın bedelini ödemeye hazırdır."
ATEŞTEN GÜNLERİN YÜREĞİ
Tarih, 27 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, Anadolu toprakları sancılı bir dönemin karanlığını yaşıyordu. İşte bu zorlu çağda, Ali Ocak, sadece bir vatandaş olmanın ötesinde, davasına adanmış bir ülkü eri olarak duruyordu. Nerede doğduğu, hangi mesleği icra ettiği, kuru bir kayıttan ibaretti; zira o, kendini davasına adamış bir nefer olarak, hayatının tüm detaylarını inancının gerisine atmıştı. Onun kimliği, makamıyla değil, duruşuyla yazılmıştı.
ADANMIŞLIĞIN MASUMİYETİ
Ordu ilinin Tekkiraz Bucağı, o günlerde Fatsa’daki devlet operasyonlarından kaçan devrimci solcu-komünist militanların sığınağı ve pususu haline gelmişti. Ancak Ali Ocak ve oğlu Ahmet Ocak için o gün, siyasi kargaşadan çok daha kutsal bir anlam taşıyordu: İftar.
Saatler 17:00’yi gösterdiğinde, baba ve oğul, akşam oruçlarını açmak üzere çarşıdan aldıkları mütevazı yiyeceklerle, huzur içinde evlerine dönüyorlardı. Ellerindeki erzak, sadece bir ailenin sofrası için değil, aynı zamanda zorlu bir günün sonunda hissedilecek sükûnetin simgesiydi. Onlar, en temel insani ihtiyacı gidermek üzere yolda yürüyorlardı ki, bu masum an, korkaklığın en şiddetli hedefi oldu.
27 TEMMUZ 1980: İHANET MERMİLERİ
Devletin huzurunu bozmak için bölgeden bölgeye kaçan, yüreklerinde kin ve nefret taşıyan militanlar, Ünye’nin Tekkiraz Bucağında boş durmadılar. Onlar, pusu kurarak, savunmasız ve eli yiyecek dolu iki kişiyi hedef aldılar.
Ali Ocak ve oğlu Ahmet, o anda, tarihin kaydına geçmeyen son adımlarını attılar. Onların duruşu bir meydan okumaydı; silahsız da olsalar, inançlarının gücüyle o ateş çemberine yürüdüler. Saldırı, alçakça ve kalleşçeydi. Masumiyetin ve imanın üzerine yağan kurşunlar, Iftar sofrasına giden yolu kana buladı.
Baba Ali Ocak, duruşundan zerre taviz vermeden, düştüğü kutsal zeminde, yürüdüğü yolda bir anda Şehadet mertebesine erişti. Onun son nefesi, inancın ve adanmışlığın bedelini anında ödemenin destansı bir göstergesiydi.
KADER ORTAKLIĞI VE EBEDİYET YOLU
Oğlu Ahmet Ocak ise, o hain saldırının ağırlığı altında yaralandı. Ağır yaralı halde Samsun Devlet Hastanesi’ne kaldırılması, zamana karşı verilen çaresiz bir mücadeleydi. Babanın anında teslim olduğu o yüce makama, oğul da hastanede tutunmaya çalıştı.
Ancak Ahmet Ocak da, babasının düştüğü yoldan ayrı kalamadı. Hastanede verdiği yaşam mücadelesini kaybederek, şehadet makamına ulaştı ve babası Ali Ocak’ın başlattığı fedakârlık destanını tamamladı.
Onlar, ne bir çatışmada ne de bir mevzide düştüler; onlar, sadece inançlarını yaşama kararlılığının bedeli olarak, Iftar yemeği taşıyan elleriyle, kalleşçe bir pusuda şehit edildiler. 27 Temmuz 1980 günü, Ordu toprağı, bir babanın ve oğlunun, vatan ve ülkü uğruna verdikleri sözü kanlarıyla mühürlediği gün oldu.
"Bu topraklar için can verenlerin hikayesi bitmez; onlar sadece sofralarına değil, milletin kalbine giden yolda şehit düştüler."