"Adanmışlık, korkunun bittiği yerde başlar; Mansur, bu destanı babasıyla birlikte yazmıştır."
ATEŞ TOPRAKLARININ NEFERİ
Tarih, 1980 yılının karanlık yazına doğru ilerlerken, Amasya’nın Suluova ilçesi, ruhunu adayan bir evladın sesini taşıyordu. Henüz 25 yaşındaydı MANSUR ÖNEN. Gençliğin en parlak çağında, gönlünü ilme adamış bir Öğretmen. Damarlarında kadim Azerbaycan Türklerinin soylu ateşi dolaşıyordu; bu, sadece bir köken değil, aynı zamanda taşıdığı davanın sarsılmaz bir yeminiydi. Eğitim Enstitüsü’nden mezun olmuş, sadece zihinleri değil, ruhları da aydınlatmaya ant içmişti. O, sadece bir öğretmen değil, aynı zamanda ülkücü davanın genç meşalesiydi.
YOL VE YEMİN: KORKUSUZ DURUŞ
Mansur Önen’in yolu, tesadüfün eseri değildi; bir mirasın, bir adanmışlığın devamıydı. Babası, Musa Önen, aynı kutsal görevi yüklenmiş bir öğretmendi. Onların evi, sadece dört duvardan ibaret bir ikametgah değil, Ülkü Yolu Derneği (ÜYD) yönetiminde aktif görev alan oğul ve fedakâr babanın sarsılmaz bir kalesiydi. Onlar, o dönemin çalkantılı rüzgârlarına karşı duran tek bir yürektiler.
Karanlık güçler, bu güçlü birliği sindirmeye çalıştı. Evleri defalarca kurşunlandı, hayatlarına ve inançlarına yönelik tehditler kesintisiz sürdü. Ancak ne Mansur, ne de Musa Hoca geri adım attı. Bu korkusuz duruş, onların hayatlarını bir menkıbeye çeviren en büyük karardı: Yollarından dönmediler. Onlar, bedeli ne olursa olsun, inançlarını bir zırh gibi kuşanmışlardı.
RAMAZAN VE KADER GECESİ
27 TEMMUZ 1980. O gün, sadece sıradan bir tarih değil, Amasya semalarında bir kahramanlığın mühürlendiği gündü. Mübarek Ramazan ayıydı. Gün boyu süren orucun ardından, akşam ezanıyla birlikte kutsal iftar sofrası kurulmuştu. Ailenin bir araya geldiği, huzurun dorukta olduğu o an, yeryüzünün en hain pususu için seçilmişti.
Kapıları kırarcasına açılan bir silahlı baskınla, devrimci solcu-komünist militanlar bu kutsal sofrayı kana buladı. Onlar, sadece bir evi basmadılar; bir idealin merkezine saldırdılar.
SON VEDA VE ŞEHADETİN MÜHRÜ
Korku, annenin ve küçük kardeşlerin gözlerine dolarken, Mansur ve babası Musa Önen, duruşlarını bozmadılar. Yüreklerinde taşıdıkları yemin, onların son sığınağı oldu. Gözlerini kin ve nefret bürümüş saldırganlar, aile fertlerinin dehşet dolu bakışları önünde, öğretmeni ve onun ülküdaşı olan babasını, Musa Önen’i kurşunladılar.
Genç Mansur, 25 yıllık ömrünü, hayatını adadığı değerler uğruna, babasıyla omuz omuza şehadete ererek tamamladı. Onların hayatı, tehditler karşısında gösterilen sarsılmaz imanın; onların şehadeti ise, karanlığa karşı verilen ulvi mücadelenin ebedi bir kanıtı oldu. Onlar, iftar vaktinde, davasına sadık kalmanın bedelini canlarıyla ödeyerek, ismini tarihin altın sayfalarına yazdırdılar.
"Onlar, kurşunların bile ayıramadığı bir yeminle, vatan toprağının sadık bekçileri olarak ebediyete yürüdüler."