"Bazı hayatlar doğarken değil, adanış anında başlar. O, ülkesi kaosa sürüklenirken, kendi kaderini bir kale duvarı yapmaya ant içmişti."
ÇARIKLAR'DAN YÜKSELEN SES
Yıl 1957’yi gösterdiğinde, Anadolu’nun yiğit toprağı Anamur’da, Çarıklar Beldesi’nde bir nefes dünyaya geldi: Ahmet Durmaz. O, alın teriyle yoğrulmuş, işçi bir ailenin üçüncü çocuğuydu. Kardeşleri dahi hizmet yolunda yürüyecekti; ağabeyi Turhan Durmaz, ülkücü kimliğiyle bilinen bir Fransızca öğretmeni, ablası Kamuran Durmaz ise bir şifa dağıtıcısı, hemşireydi. Ahmet’in hayatı, daha ilk adımlarında, sadece ailesine değil, milletine adanmışlığın bir nişanesi olacaktı.
İHTİLAL ÖNCESİ BİR NEFERİN YEMİNİ
Genç Ahmet, lise sıralarındayken, vatanın üzerine çöken kara bulutları gördü. 1980 öncesinin o kanlı dönemiydi; komünist militanlar her köşede olay çıkararak ülkeyi uçuruma sürüklemek isterken, Ahmet kalbindeki imanla safları sıklaştırdı.
Bu adanmışlık, ondan büyük bir bedel talep etti: Öğrenim hayatı sona erdi. O, eğitimini tamamlamak için Kırıkkale’de, Silifke’de başka şehirlerde kayıt denemelerine rağmen, görev çağrısı her zaman daha güçlüydü. Liseyi bitiremedi, zira o artık bir sınıfta değil, sokaklarda, meydanlarda ülkücü hareketin yılmaz okulunda bir neferdi. O, Anamur Ülkü Ocaklarının bileği bükülmez, gözünü budaktan sakınmaz yiğit ruhuydu.
BİLEĞİ BÜKÜLMEZ DURUŞ
Ahmet Durmaz, sadece bir katılımcı değildi; o, hareketin ta kendisiydi. Ülkü Ocaklarının düzenlediği seminer, toplantı, konferans ve gecelerin hepsinde en ön safta yer aldı. Hayatının her anını davası için harcadı.
Onun ismi, zulmün ve ihanetin karşısında bir kalkan gibi duruyordu. Zalime, ‘Rus-Cin uşağı’ komünistlere hep ürperti verdi; ancak ülküdaşına mutlak bir güven kaynağı oldu. Bu duruşun bedeli ağır oldu: Defalarca saldırıya uğradı. Olaylara karıştığı düşüncesiyle polisin sürekli gözaltına alıp sorguya çektiği bir yılmaz insandı o. Hatta hapse girdi, ancak demirden duvarlar dahi onun azmini kıramadı. Kendisine atılı bulunan tüm suçlardan aklandı ve dimdik çıktı.
Başbuğun o tarihi sözü, onun hayatının pusulasıydı: “Biz deliler ordusuyuz.” Ahmet Durmaz, işte o deliler ordusunun öncüsüydü. Manavgat’ta, Başbuğun Antalya’ya gelişi sırasında komünistlerce taşlanan otobüsün içindeki cesur ruhtu o. Onun mücadelesiyle, Anamur mahalle mahalle, semt semt bir direniş göstererek ülkücü hareketin sarsılmaz kalesi haline geldi. İftiralara, yalanlara karşı bir an bile geri adım atmadı.
SON VEDA VE EMANET (27 TEMMUZ 1979)
Takvimler 27 Temmuz 1979’u gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayıydı. Ahmet Durmaz, yine bir vazife peşindeydi. Yanına çok samimi olduğu arkadaşı Çınar Arıkan’ı alarak motoruyla yola çıktı. Görevi, ülkücü fikirlerin meşalesini taşımak, gazeteleri dağıtmak üzere Bozyazı’ya doğru ilerlemekti.
Yolculuk sırasında, kutsal bir temizlenmeye ihtiyaç duydu. Kocaçay (Dragon) köprüsünün altında, buz gibi akan suda durdu. Temmuz sıcağında serinledi, abdestini aldı. Bu, sanki son büyük görevi öncesinde, ruhunu arındırdığı bir veda ritüeliydi. Giysilerini giyip, kararlılıkla tura devam etti.
Bozyazı barınağına ulaşıp, görevlerini yerine getirdikten sonra Anamur Mamure Kalesi’ne doğru geri dönerken kader ağlarını ördü. Planet motosikletin arka tekeri yarıldı. Hareket halindeki o an, kahramanlık dolu bir hayatın son saniyesi oldu. Kontrolünü kaybeden motorla birlikte, asfalta, oradan da şarampole savruldu.
Anamur Devlet Hastanesine kaldırıldığında durumu ağırdı. Başının yere çarpmasından kaynaklanan iç kanama, doktorları acil sevk kararı almaya zorladı; Mersin’deki hastaneye yetişmesi gerekiyordu.
Ancak Ahmet Durmaz, adanmışlık dolu hayatının son nefesini, kutsal vazifesini taşıdığı o yolda bıraktı. 27 Temmuz 1979’da, vatanın birliği uğruna verdiği mücadelenin şehidi oldu.
Anamur, onun fedakârlığını asla unutmadı. Binlerce vatan evladının katılımıyla şehir mezarlığına tevdi edildi. Ahmet Durmaz, yürüdüğü her yolda geride bıraktığı cesaretle, Anamur’un kalbindeki ülkücü kalenin yıkılmaz sembolü olarak tarihe geçti.
“O artık sadece bir nefer değil, Anamur kalesinin ruhuna kazınan, vatan için düşen o son kararlılığın adıdır.”