"Bazı ömürler kısa sürer, ama attıkları son adım, koskoca bir milletin geleceğine ışık tutar."
KIRIKKALE'DEN YÜKSELEN YÜREK
Ankara semalarında yankılanan büyük bir davanın onurlu sesiydi o. Kırıkkale'nin Keskin ilçesinden filizlenmiş, 22 yıllık hayatına bir idealin sancağını sığdırmış bir yiğitti. O, sadece bir genç değil, adaletin timsali olması için Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin sıralarında çelikleşen bir zihin, ÖĞRENCİ sıfatıyla bile davasına adanmış bir neferdi. Soyadı, Balcı, onların aile boyu taşıdığı bir mirastı; zira onlar, inançlarını ve vatan sevgilerini nesiller boyu aktaran ülkücü bir ocağın evlatlarıydılar.
HUKUK VE İFTAR VAKTİ: ADANMIŞ BİR GENÇLİK
Takvimler o karanlık günü, 27 TEMMUZ 1978’i gösteriyordu. Ankara’nın sıcak bir akşamüstüydü ve iftar vakti yaklaşmaktaydı. Mustafa Balcı, abisi İlhami Balcı'ya ait olan bakkal dükkânına varmıştı. Birlikte oturmuş, sıcak bir sohbetin ve kardeşlik muhabbetinin huzurunu yaşıyorlardı. Dükkânı kapatma hazırlıkları içindeydiler; yorgun bir günün ardından sükûnet arayışı içindeki bu anlar, vatanın sırtına saplanacak kirli bir pusu için seçilmişti.
KARANLIĞIN ALTI GÖLGESİ
Ancak bu huzur, hain bir planın gölgesiyle dağılmak üzereydi. Kin ve yıkım taşıyan, altı kişilik devrim solcu-komünist militan grubu, soğuk bir hesapla, o iki kardeşi hedef alarak bakkala doğru yaklaştılar.
Dükkânın kapısını kapatmak üzereyken, İlhami Balcı birden karşılarında beliren gölgeleri gördü. Henüz tehlikenin boyutunu idrak edemeden, sükûnetle ne istediklerini sordu.
O ANDA VERİLEN KARAR VE İLK FEDAKÂRLIK
İşte o anda, Hukuk okuyan Mustafa'nın basireti ve ülkücü sezgisi, beklenen o kritik kararı verdi. Kardeşini ve davasını korumak için tek bir saniyesi bile yoktu. Duruşunu bozmadan, tehdidin adını haykırdı: "Abi bunlar komünist militanlar!"
Bu uyarı, onun bu dünyada attığı son tok ve kararlı adımdı. Hainler, daha İlhami’nin silahına uzanmasına fırsat vermeden tetiğe bastılar. Kinli mermilerin hedefi olan, vatan aşkıyla yanan o 22 yaşındaki ÖĞRENCİ, şehadete yürüyenlerin ilki oldu.
Mustafa, hayatını ortaya koyarak verdiği bu son uyarıyla, abisine mücadele etme fırsatını sunmuştu.
KANLA YAZILAN DESTAN VE SON NEFES
Kardeşinin kanının döküldüğünü gören İlhami Balcı, dükkândaki silahı alarak kahramanca dışarı fırladı. O dar alanda, tek başına altı katile karşı, kardeşinin intikamını ve davanın onurunu korumak için bir destan yazdı. Silahlar kan kusmaya devam etti.
Fakat İlhami ülküdaşımız da bu kirli ve yoğun ateş altında ağır yara almıştı. Düşmana karşı koyarken bedenine isabet eden mermilerle yıkıldı, lakin davası ayakta kalacaktı.
Caddenin hemen çaprazında kavun karpuz satan hemşehrileri, o anki fedakârlığı ve mücadeleyi görerek yardıma koştular. Yaralı yiğidi hemen arabaya bindirerek hastaneye yetiştirmek için yola çıktılar. Ancak kaderin yazdığı son perdede, İlhami Balcı da kardeşinin peşinden, davasına adadığı kutsal yolda yolda şehit oldu.
İki kardeş, bir iftar öncesinde, dükkânlarının önünde, ülkülerinin bedelini canlarıyla ödeyerek, Ankara toprağına ebedi bir sadakat yemini bıraktılar.
"Onlar, bir iftar öncesi toprakla kucaklaştılar, ama bıraktıkları iz, Ankara semalarında adaletin ve cesaretin ebedi yeminidir."