"Bazı ömürler kısadır, ama taşıdıkları bayrak ebediyete uzanır. On dokuz yıllık bir nefes, bir milletin vicdanına sığan kahramanlığa dönüştü."
KÖKLERDEN DOĞAN YEMİN
O, sırtında Manisa’nın bereketli topraklarının izini taşıyan, çiftçi bir ailenin onurlu evladıydı: Mehmet Şenol. Doğduğu yer, Turgutlu ilçesinin sükûnetiydi; fakat kaderi, fırtınanın en şiddetli estiği yerde yazılacaktı. Ankara’ya, ilmin ve geleceğin kapısı olan Ziraat Fakültesi’ne, birinci sınıf öğrencisi olarak gelmişti. Daha gencecik bir fidanken, hayatın zorluğunu bizzat topraktan öğrenmiş, bu sayede taşıdığı inanç da kök salmıştı.
HİLALE ADANMIŞ GENÇLİK
Mehmet Şenol sadece 19 yaşındaydı; hayatının baharında, yürüyeceği uzun bir yol varken, o en zorlu olanı seçmişti. Liseli yıllarından itibaren, ideallerinin ve millet sevgisinin çağrısına kulak vermiş, kendisini büyük bir mücadeleye adamıştı. Daha lise sıralarında, genç teşkilatın ikinci başkanlığını üstlenerek, davasının sorumluluğunu omuzlarında taşımaya başlamıştı. O, sadece okuyan bir öğrenci değil, aynı zamanda ülkücü mücadelenin Ankara’daki en ön saflarında duran, kararlı bir neferdi.
DİRENİŞİN YÜREĞİ: 12 NİSAN 1980
Ankara, 12 Nisan 1980 günü, karanlık gölgelerin şehri sarmaladığı tehlikeli bir noktaydı. Mehmet Şenol, fakültesinin yakınında, ülküdaşlarının toplandığı, adeta son kale niteliğindeki kahvehanenin önünde duruyordu. Orası sadece bir mekân değil, bir duruşun simgesi, birliğin son sığınağıydı. O an, bir tehlike seziyor, belki de yaklaşan tufanı hissediyordu; ama geri çekilmek, onun ruhunda yazan bir seçenek değildi. O, bulunduğu yerin, davasının bir nöbet noktası olduğunu biliyordu.
SON NEFES, EBEDİ ŞEHADET
İşte o an, kahpe pusularla beslenen karanlık güçler, devrimci solcu komünist militanlar, ülkücülerin toplandığı o mütevazı mekânı bastı. Bu, kahramanlığın ani ve sarsıcı sınavıydı. Mehmet Şenol, gözünü dahi kırpmadan, davasının kalesi önünde dimdik durdu. Katillerin alçak silahlarından çıkan mermi, dosdoğru, millet sevgisiyle çarpan o gencecik kalbe isabet etti.
O kurşun, bir bedeni yere düşürdü, ama bir inancı ebediyete taşıdı. Ankara’nın o kanlı gününde, Mehmet Şenol, 19 yaşında bir Ülkücü Şehit olarak, fedakârlığın en yüce mertebesine erişti ve adını Ülkücü Şehitler Kervanına altın harflerle yazdırdı. O, sadece şehit olmadı; o, tehlike karşısında geri çekilmeyip, kalbiyle siper olan bir kahramanlık timsali oldu.
"Yiğitler ölmez; onlar, geride bıraktıkları destanın her satırında yeniden doğarlar. Mehmet Şenol’un kalbi, vatan aşkıyla attığı son anda, bir daha asla susmayacak olan ebedi bir marş başlatmıştır."