"Bazı ruhlar vardır; ekmeklerini taştan çıkarırken, vatanlarını da namertten korur. Onlar, en ağır bedeli, en sıradan günde öderler."
BİR ANKARA YÜREĞİ VE ADANMIŞLIĞI
O, ne büyük bir ordunun generali, ne de yüksek mevkilerin sahibiydi. İlhami Balcı, 1951 yılında Ankara’nın Güdül ilçesinde doğmuş, hayatını başkentin kalabalık sokaklarında, esnaf kimliğiyle kurmuştu. Onun kalesi, Küçükesat Bülbül Deresi caddesindeki mütevazı bakkal dükkanıydı; ikametgâhı ise Seyranbağlar’dı. 27 yaşındaydı, bir eşin yoldaşı ve iki masum çocuğun babasıydı. Onun adanmışlığı, büyük sözlerde değil, her sabah dükkanının kepengini kaldırırken, ailesine ve milletine olan sorumluluğunu omuzlamasında saklıydı. O, sıradan bir hayatın içine, büyük bir vatan sevgisini sığdıran bir gönül eriydi.
KARANLIĞIN HÜCUMU: 27 TEMMUZ 1978
Takvimler, 27 Temmuz 1978’i gösteriyordu. Ankara’nın üzerine çöken akşam, yaklaşan iftar vaktinin huzurunu taşıyordu. Bu, ailenin bir araya geleceği, günün yorgunluğunun atılacağı kutsal bir zamandı. İlhami Balcı, kardeşi Mustafa Balcı ile birlikte dükkanında oturmuş, kardeş sohbetiyle meşguldü. Ancak sokaklarda, barışa ve huzura düşman altı kişilik devrimci solcu-komünist militanlardan oluşan kinli bir gölge dolaşmaktaydı. Planları, sadece bir can almak değil, bir mahallenin huzurunu da paramparça etmekti.
BAKKALDA YÜKSELEN DESTAN
İlhami ve Mustafa, dükkanı kapatma hazırlıkları içindeyken, karanlık birden karşılarında belirdi. Gelenlerin ne denli kirli bir niyet taşıdığını sezen İlhami, yiğitçe bir adım attı ve o hain güruha, "ne istediklerini" sordu. Bu, sıradan bir soru değil, namerde karşı çekilen bir meydan okumaydı. Kardeşi Mustafa, ilk vuranın kendisi olacağını bilmeden, gerçeği haykırdı: "Abi bunlar komünist militanlar!"
Katiller, bu cesur duruşa karşılık vermek yerine, vahşetle cevap verdiler. Tetiğe bastılar. İlk mermi, kardeşi Mustafa’yı vurdu.
Ancak İlhami Balcı, kardeşinin düştüğünü gördüğü o anda, bir esnaf olmaktan çıkıp, vatanının namusunu savunan bir kahramana dönüştü. O an, geriye dönmeyi, saklanmayı seçebilirdi. Ama o, dükkanın içindeki silaha uzandı ve can pazarında kurşun yağdıran kinli düşmanın üzerine, cesaretle, dükkanın dışına çıkarak yürüdü. Silahlar, durmaksızın kan kusuyordu. O tek başına, altı kişilik bu karanlık çeteye karşı durdu, mermileri vücuduna siper etti. Kirli ve kinli mermiler, ülküdaşımız İlhami’nin göğsüne isabet ederken, o, son nefesine kadar geri adım atmadı, düşmanın ilerlemesine izin vermedi.
SON NEFES VE HALKIN VEFASI
Ağır yaralanmıştı ülküdaşımız İlhami. Ancak destan, yalnız yazılmamıştı. Caddenin hemen çaprazında kavun karpuz satan hemşerileri, yani halkın kendisi, bu kahramanlığı sessizce izlemeye dayanamadı. Onlar, İlhami’nin düştüğünü gördüler ve derhal yardıma koştular. Onu bir araca bindirerek hastaneye yetiştirmek istediler.
Fakat fedakârlık, en yüksek mertebeye ulaşmıştı. O yolculuk, şifa bulacağı bir hastaneye değil, ebediyete doğruydu. İlhami Balcı, kardeşi için siper olduğu, bakkal dükkanının önünde düşmanla göğüs göğüse çarpıştığı o destansı mücadelenin ardından, taşınırken Hakk’a yürüdü ve 27 yaşında, milletinin kalbine şehit olarak mühürlendi.
"O, bakkal dükkanını vatan bildi. Yüreğiyle savundu, kanıyla mühürledi. 27 yaşındaki bir babanın fedakârlığı, nesiller boyu sönmeyecek bir meşaledir."