"Bazı hayatlar kısadır, ama taşıdıkları meşale bir asrı aydınlatır. Yusuf Çetin, alın teri ile kutsanmış bir idealin adıdır."
ANADOLU’NUN YİĞİT YÜREĞİ
26 Temmuz 1980. Henüz 18 bahar görmüş, fidan boylu bir Anadolu evladıydı o. Adı, Yusuf Çetin. Bu vatana olan borcunu, yüreğinde taşıdığı sarsılmaz ülkücü inançla ödemeye adanmış, genç bir kahraman.
Kökleri derinlerdi. Karaman ve Konya’nın kesiştiği, yiğitler yatağı Ermenek ilçesi, Özlüce (Sarıvadi) köyünden çıkıp gelmişti. Sırtında ne bir siyasi makamın ağırlığı, ne de bir servetin yükü vardı. O, sadece bir İŞÇİydi. Alın terini kutsayan, emeğiyle geçinen sade bir nefer.
ALIN TERİ VE İDEALİN NÖBETİ
İdeallerini yaşatmak için bulunduğu Mersin-Tarsus’ta, abisiyle birlikte Fevzi Çakmak mahallesinde kurmuştu mütevazı yuvasını. Her sabah, ekmeğini kazanmak ve davasına hizmet etmek için Cetvel-yeni mahallesinde bulunan bir kaporta atölyesinin yolunu tutuyordu. O, karanlık bir çağın ortasında, namusu ve milliyeti için çalışırken, yüreğinde büyük bir ateş taşıyan, adsız kahramanlardan biriydi.
RAMAZAN VAKTİNDE KESİLEN YOL
Takvimler 26 Temmuz 1980’i gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayının manevi huzuru, Tarsus sokaklarına çökmüştü. Öğle vakti, iş paydosu gelmişti. Yusuf, yanındaki bir arkadaşıyla birlikte, evine dönmek üzere işyerinden ayrıldı. Bu, bir işçinin mesai bitimi sonrası atacağı en masum adımdı. Fakat gölgeler pusuda bekliyordu.
Mahallenin girişinde, hainliğin soğuk yüzüyle karşılaştılar. İki komünist militan yollarını kesti. Ancak bu sadece başlangıçtı. Hemen ardından, Paktaş-2 fabrikasına ait işçi servisinden inen, sayıları kat be kat fazla olan kalabalık bir militan grubu, bu iki savunmasız gence doğru şiddetli bir saldırı başlattı.
HAKİKATİN SİPERİ VE SON KAÇIŞ
Yusuf Çetin ve arkadaşı, bu alçak ve kalabalık güce karşı koyamayacaklarını anlayarak kaçmaya başladılar. Onların peşine düşenler, sadece iki genci değil, temsil ettikleri bütün bir inancı ve duruşu yok etmek istiyorlardı. Bu, eşitlerin değil; bir ideali boğmak isteyen kalabalık ile, idealini yaşamaya çalışan tek bir nefesin mücadelesiydi.
Kovalamaca Tarsus Mensucat Boya Fabrikası yakınlarına ulaştığında, saatler 15.00 sularını gösteriyordu. Artık kaçış imkânı kalmamıştı.
GÖĞSÜNDEN VURULAN YİĞİTLİK
Peşlerine yetişen silahlı militanlar, 18 yaşındaki Yusuf’a ateş açtılar. Genç beden, aldığı isabetle ağır yaralanarak yere düştü. Ancak hainlik, düşenin canını almakla yetinmedi. Kin ve öfkeyle dolmuş olan caniler, yerde yatan bu yiğidin, düşüncelerini ve ruhunu tamamen söndürmek istercesine, başını taşlarla ezmeye başladılar. Öyle bir şiddet uyguladılar ki, şehidin yüzü tanınmayacak hale geldi.
Yusuf Çetin, inancının bedelini en ağır şekilde ödedi. O karanlık günde, düşmanlar sadece bir işçinin hayatını sonlandırmakla kalmadılar; onun cesedine gösterdikleri vahşetle, kendi korkularını da tescillediler. Zira onlar, sadece bir bedeni yenebildiler, ama Yusuf’un 18 yaşındaki duruşu ve sarsılmaz ülkücülüğü sonsuzluğa göçmüş bir destan haline geldi.
HAKK’A UĞURLANIŞ
Şehit Yusuf Çetin’in aziz naaşı, büyük bir vefa ile doğduğu topraklara, Karaman/Ermenek’in Özlüce (Sarıvadi) köyüne götürüldü. Alın teri ve kanıyla suladığı bu vatan toprağına, ebedi istirahatgâhında sırlandı.
"O, 18 yaşında bir işçiydi; bedeni toprağa düştü ama geride bıraktığı ruh, o toprakların bağımsızlık yemini oldu. Yusuf Çetin'i vuranlar, sadece bir canı aldılar; bir destanı başlattılar."