“Kimi genç ömürler, uzun yıllara sığdırılamayan bir imanı, kısacık bir nefese sığdırır. Ali Gül’ün hayatı da, o kutsal nefesin en destansı çığlığıydı.”
YİĞİTLİĞİN TOHUMU: ISLAHİYE
Gaziantep’in Islahiyesi’nden, henüz filizlenme çağındayken, davasının sarsılmaz bir çınarı olmaya yemin etmiş bir genç yükseldi: Ali Gül. O, sadece toprağına değil, o toprağın geleceğine adanmış bir ruhtu. Takvimler, onun 19 yaşında olduğunu fısıldıyordu. Hayatının baharında, lisenin son sınıfında olması gereken bir zamanda, o, kaderini çoktan çizmişti. Onun defterinde ders kitaplarının ötesinde, ülkü denilen o büyük, meçhul sevdanın harfleri yazılıydı.
FEDAKARLIĞIN TANIMI: ISLAHİYE’NİN SANCAKTARI
Ali Gül, sıradan bir öğrenci değildi; o, idealizmin hareketli bir timsaliydi. İslahiye’de, Ülkü Ocakları Derneği’nin kuruluşuna öncülük edenlerdendi. Yüreği, korkusuzluğun ve fedakarlığın ateşiyle yanıyordu. Zira, Ali Gül için ülkücülük, kuru bir tanım değil, hayatın bizzat kendisine adanmışlık demekti. O, sadece takip eden değil, karanlık günlerde elindeki sancağı en yüksekte tutan, gençliğin yolunu aydınlatan bir önderdi. Fedakarlığın tanımını, kendi hayatıyla yazmayı seçen bir bozkurttu.
KARDEŞLİK VE KADERİN GÖLGESİ
Temmuz sıcağı, 1978 yılının 25’inci gününde Hatay’ın Kırıkhan ilçesini kavuruyordu. Ali Gül, ülküdaşı Subay Çiftçi’yi ziyaret etmek için bu tarihi topraklara gelmişti. İki kardeş, hasretle kucaklaştılar. Birlikte yürüdüler, dertleştiler, ortak ideallerinin ağırlığını ve şerefini paylaştılar. O gün, sıradan bir gün gibi görünse de, karanlık bir tuzak bu iki yiğidin son adımını bekliyordu.
ZAMAN AYARLI VEDA
İki ülküdaş, yorgun ancak gururlu bir şekilde, Ali Gül’ün kaldığı odaya geri döndüler. Zira namertlik, onları pusuya düşürmek için en savunmasız anlarını seçmişti. Karanlık eller, o odaya, şerefle yaşayan bu gençlerin hayatını çalmak için, alçakça bir düzenek kurmuştu: Saat ayarlı bir bomba.
O anlar, tarihin en hüzünlü sessizliğine gömüldü. Ali Gül ve Subay Çiftçi, henüz odada bulundukları sırada, vatan ve ülkü uğruna verdikleri sözü, kanlarıyla mühürleyecek o patlama sesi Hatay semalarında yankılandı.
EBEDİ BOZKURTLARIN DESTANI
25 Temmuz 1978, Ali Gül’ün gençlik baharını donduran, ancak adını şahadet defterine altın harflerle yazan gündü. O, henüz 19 yaşındaydı. Bir öğrenciydi, bir ocak kurucusuydu, her şeyden önemlisi, inandığı davası için tereddütsüz yürüyen bir kahramandı.
Hatay, o günden itibaren iki bozkurdun, Ali Gül ve Subay Çiftçi’nin ebedi kardeşliğe yürüdüğü son durak oldu. Onlar, karanlığın ortasına bırakılmış bir bombayla değil, uğruna can verdikleri ülküleriyle hatırlanacaklar. Onların fedakarlığı, bu topraklarda cesaretin ne demek olduğunu fısıldayan bir destan olarak yaşamaya devam edecektir.
“Ali Gül, 19 yaşında bir hayatın bitişi değil, bir idealin sonsuzluğa uzanan sancağı oldu. Çünkü bazı ölümler, sadece vatan için yeni bir başlangıçtır.”