"Bazı yürekler, sadece ekmek parası için değil, inandığı vatan için de yanar ve en kutsal vakitte, en kutsal uğurda susar."
GAZİANTEP'İN ŞAFAK YILDIZI
Fikret Yağcı, kadim Gaziantep topraklarının yetiştirdiği, duruşuyla onur ve adanmışlığı temsil eden bir isimdi. O, sadece şehrinin bir sakini değildi; aynı zamanda yüreğinde taşıdığı yüksek ülkülerin bayraktarıydı. Doğduğu bu topraklarda, Kayaönü mahallesinde, mütevazı bir hayatın direği olarak ayakta durdu.
ADANMIŞLIĞIN MİHVERİ VE EKMEK TEKNESİ
Mesleği esnaflıktı. Mahallesindeki bakkal dükkanı, onun için sadece bir ticaret yeri değil, halkıyla kurduğu köprünün merkeziydi. O, alın teriyle kazanan, helal kazancına sahip çıkan, sıradanlığın perdesi altında büyük bir davanın neferiydi. Korkunun gölge gibi dolaştığı zorlu yıllarda, MHP Gaziantep merkez ilçe teşkilatına üye olarak, inandığı değerler için canını ortaya koymaktan çekinmedi. Fikret Yağcı, ticari kimliğinin yanı sıra, ülkü denen çelikten imanın koruyucusu ve yayıcısıydı.
KUTSAL VAKİTTE SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 25 Temmuz 1980'i gösteriyordu. Şehri, Mübarek Ramazan ayının getirdiği huzur ve kutsiyet sarmıştı. Gün, oruçla arınmış, iftarın bereketi beklenmekteydi.
Fikret Yağcı, dükkanının kapısına kilit vurdu. Helal yorgunluğuyla dolu ruhu, yuvasına, ailesine kavuşmanın özlemini taşıyordu. O an, o yol, sadece Kayaönü mahallesinin kaldırımları değil, bir kahramanın alın yazısına doğru attığı son, bilinçli adımdı. O, yurdu için attığı her adımın tehlike taşıdığını biliyor, ancak davasının gereğini yerine getirmekten asla imtina etmiyordu.
İHANETİN KURŞUN YAĞMURU
Ancak karanlık ve soysuzluk, kutsalın ve masumiyetin üzerine çökmek için fırsat kolluyordu. Pusu kurulmuştu. Gözleri kapalı, vicdanları mühürlü bu hainler, bir esnafın eve dönüş yolculuğunu, bir kahramanın son savaşına dönüştürmeyi seçtiler.
Fikret Yağcı, henüz iftar sofrasına oturmadan, adını anmaya değmez düşmanlar tarafından hedef alındı. Korkakça ve kalleşçe, onur abidesi ülküdaşımızı kurşun yağmuruna tuttular. O an, Gaziantep'in semaları, bir yiğidin haksızlığa karşı direnişinin sesiyle yankılandı.
ŞEHADETİN MÜHRÜ
Ağır yaralarla yere düşen Fikret Yağcı, canını davasına adamışlığın bedelini ödüyordu. Derhal hastaneye kaldırıldı; doktorlar hayatını kurtarmak için insanüstü bir gayret gösterdi. Fakat Fikret Yağcı'nın ruhu, yeryüzü müdahalelerinden çok daha yüksek bir makama çağrılmıştı.
O, bedeli ne olursa olsun savunduğu değerlerin son kalesini, kendi kanıyla inşa etti. Tüm müdahalelere rağmen, o kutsal gecenin eşiğinde, 25 Temmuz 1980'de, Gaziantep'in kalbinde, şehadet şerbetini içerek sonsuzluğa yürüdü. O, iftar sofrasına yetişemedi ama inandığı davanın ölümsüzler sofrasına dahil oldu.
"Fikret Yağcı’nın kanı, ekmek teknesinin ahlakını ve davasının kutsallığını mühürledi. O artık bir şehit, o artık Gaziantep'in sönmeyen meşalesidir."