"Bazı hayatlar, sadece bir tarihle değil, uğruna verilen o son nefesle, omuzlarında taşıdıkları kutsal yükün ağırlığıyla anılır."
KUTLU YOLUN 47 YILLIK ADANMIŞLIĞI
Yıl 1980. Türkiye, kutuplaşmanın ve ihanetin gölgeleri altında nefes almaya çalışırken, bazı yiğitler yalnızca inançlarıyla ayakta duruyordu. Onlardan biri, adı ülkücü yeminiyle anılan Faik Çırakoğlu’ydu. Bize sadece 47 yıllık bir ömrün fedakârlığını, olgun bir imanın ve davanın sorumluluğunu miras bıraktı. Doğduğu yer, yaptığı meslek ne olursa olsun; o, ruhunu adadığı davanın nişanesi olarak tarihe yazılmıştır. O, yalnızca bir birey değil, o çetin yıllarda milletinin geleceği için kalkan olan isimsiz kahramanların destanını yüreğinde taşıyan bir sancağın ta kendisiydi.
KARARLILIĞIN COĞRAFYASI: ARTVİN BORÇKA
Mücadelenin en çetin geçtiği o zorlu coğrafyada, Artvin’in Borçka ilçesi, Faik Çırakoğlu için sadece bir ev değil, aynı zamanda millete hizmetin son kalesiydi. Bilinirdi ki, o dönemde inancını ve bayrağını yüksekte tutmak, her gün ölümün gölgesiyle yürümek demekti. O, bu gerçeğin farkındaydı ve 47 yıllık ömrünün getirdiği bilgelikle, en karanlık tehlikenin ortasında dahi duruşundan taviz vermedi. Adanmışlığı, Borçka’nın sert rüzgârlarında yankılanan bir manifesto gibiydi.
GÖĞÜSTE TAŞINAN SON MESAİ
25 Temmuz 1980 Cuma sabahı, takvimler bir ihanet gününe işaret ediyordu. Saatler 09.30’u gösterdiğinde, Faik Çırakoğlu evinin kapısından dışarıya, yani kaderine doğru adım attı. Bu, sadece bir güne başlamak değil, inandığı değerler uğruna düşman karşısına çıkmak için atılan kahramanca bir adımdı. Belki o an, havada asılı duran tehlikenin kokusunu aldı. Belki de milletine verdiği sözün ağırlığı, ayaklarını bir an bile geri çekmesine izin vermedi. Onun o sabah attığı o ilk adım, Borçka semalarında yankılanan, tehlikeye meydan okuyan son fısıltısıydı.
PUSU VE ŞEHADET ANITI
Ancak vatan düşmanları, karanlık ve kalleş bir planı devreye sokmuştu. Pusunun iğrençliği, Faik Çırakoğlu’nun karşısına komünist militanlar tarafından silahlı bir saldırı olarak dikildi. O asil duruş, hain bir tuzağın ortasında kaldı. Olgular kuru ve acımasızdır: Sabahın o erken saatinde, onurunu koruyan 47 yaşındaki adam, kurulan pusunun hedefi oldu. Silahların sesi, sadece bir hayatı sona erdirmekle kalmadı; bir adanmışlığın destanını mühürledi. Faik Çırakoğlu, geri adım atmayarak, kaçmayarak, davasına olan sonsuz sadakatiyle şehit düştü. O, düşmanının en kalleş anında dahi cesaretini feda etmeyen bir ruhun ölümsüzlük abidesi oldu.
"Ve o sabah, Artvin’in Borçka’sı, bir adamın davasına duyduğu sonsuz sadakati mühürleyen sessiz bir anıta dönüştü. O gün Faik Çırakoğlu düştü, ama göklere yükselen bayrağı, millete adanmışlığın destanı olarak ebediyen dalgalanmaya devam etti."