"Bazı hayatlar, sadece yaşadıkları süreyle değil, can verdikleri o son anın kahramanca duruşuyla ölçülür."
KİMLİĞİ VE İLK NEFES
Kaderin Sivas'ın çetin coğrafyasında, Kangal ilçesinde, 1953 yılında çizdiği destansı bir hayatın başlangıcıydı bu. Adı: ASIM ÇAĞIRAN. Bir esnafın alın teriyle yoğrulmuş yaşamı, İstanbul’un Büyükçekmece semtlerinde, gençliğin rüzgârıyla bileylendi. O, ne bir memurdu ne de silahlara alışkın bir asker. O, sadece Kozyatağı’nda avizelerin ışığını yayan bir esnaftı; fakat kalbi, milleti için tutuşan bir davanın ateşini taşıyordu.
OCAK BAŞKANLIĞI VE SİMSİYAH BİR MİZAÇ
Asım Çağıran, sadece bir dükkân sahibi değil, bir idealin kalesiydi. Ülkü Ocakları Kozyatağı başkanlığını üstlenerek, gençliğin sancağını en önde taşıdı. Onu tanıyanlar, sıradan bir adam olmadığını bilirdi: bileğine sağlam, gözü kara bir insandı. Onun dükkânı, sadece ticaretin yapıldığı bir yer değil, aynı zamanda inanç ve cesaretin de merkeziydi. Bilirdi ki, yürüdüğü yol karanlıktı, ancak o, kendi ışığıyla o karanlığı delmeye yemin etmişti.
SON FEDAKARLIK: VURULAN GÜVEN
Kahramanlar, çoğu zaman kendi adalet duygularına yenik düşerler. Şehadetinden sadece bir gün önce, Asım Çağıran, tarihin en ağır ihanetlerinden birine hazırlıksızdı. Kim olduğunu hala kimsenin bilmediği, ancak onun canından çok güvendiği bir dava arkadaşı, büyük bir tehditle geldi: "Takip ediliyorum." dedi. Asım, tereddüt etmedi. Kendi can güvenliğinin teminatı olan, beylik tabancasını tereddütsüzce o sırra teslim etti. O, bir ülküdaşının hayatını kendi savunmasızlığı pahasına korumayı seçerek, en büyük fedakârlığı yaptı. Bilmiyordu ki, o emanet edilen silah, artık onun kalkanı olmaktan çıkmış, kaderinin sessiz bir habercisi haline gelmişti.
O KARANLIK GÜN: IŞIKLARIN SÖNDÜĞÜ AN (25 TEMMUZ 1979)
25 Temmuz 1979... Kozyatağı’ndaki avize dükkânına, karanlık bir tuzak kuruldu. Dükkânına müşteri kılığında giren üç solcu-devrimci komünist militan, ışıkların arasında gölgelerini gizledi. Onlarla beraber, yaşanan vahşete tanıklık edecek yaşlı bir çift de dükkândaydı. Saldırganlar, Asım Çağıran'dan yukarıda asılı duran bir avizeyi indirmesini istedi. Bu, onu en savunmasız, en yüksek noktaya çekmek için kurulmuş alçakça bir plandı.
Merdivene tırmanıp, ışığı aşağıya indirmeye çalışırken, arkasından gelen bıçağın soğuk darbesi bacaklarına isabet etti. Yaralanıp merdivenden düştü. O an, bir esnaf değil, bir nefer gibi düştü. Yere düştüğü o kutsal anda, üç kurşunla başından vurularak şehit edildi. Işıkları yaymak için tırmandığı yerde, zalimin eliyle ebedi karanlığa uğurlandı.
BİLİNMEYENİN YASİ VE EBEDİ DURAĞI
Asım Çağıran’ın şehadeti, yalnızca bir can kaybı değil, aynı zamanda tarihin gömdüğü bir sır perdesiydi. Abisi, yıllarca, kardeşinin canını feda ettiği o meçhul dava arkadaşını, emanet edilen silahı ve katilleri aradı. Ne o karanlık yoldaşı ne de o hain elleri bulabildi. Bu bilinmezlik, Asım Çağıran’ın mücadelesini daha da yüceltti; çünkü onun fedakârlığı, adı bilinmeyen bir emanet ve bulunamayan bir adaletin kurbanı olarak kaldı.
Asım Çağıran, ışığıyla yaşadığı bu fani dünyadan ayrıldı, ancak geride bıraktığı destansı duruş, İstanbul'un Karacaahmet mezarlığında, unutulmaz bir yadigâr olarak yaşamaktadır.
"Onun son nefesi, bir dükkânın loşluğunda değil, hürriyet ve adalet uğruna atılan kararlı bir adımın sonsuzluğunda yankılanır."