"Bazı yollar, yalnızca er meydanında yürünür; genç bir ruhun inancı, tüm kurşunlardan daha ağırdır."
ANTALYA’NIN ADANMIŞ EVLADI
Turgay Uysal… O, Akdeniz’in güneşi altında büyüyen, ancak yüreğinde vatan aşkının fırtınalarını taşıyan bir isimdi. Doğduğu toprak olan Antalya, aynı zamanda onun ideallerine şahitlik edecekti. Henüz 19 yaşının baharında, geleceğin umudunu omuzlarında taşıyan bir ÖĞRENCİ idi. Antalya Lisesinin sıraları, onun için sadece bir eğitim yuvası değil; Zerdalilik mahallesinde ikamet eden ailesinden aldığı inancı ve millete olan adanmışlığını bileyleyen bir ocaktı. O, sadece ders kitaplarını değil, milletinin destanını okuyan, kısa ömrünü büyük bir davaya vakfeden bir Ülkücüydü.
RAMAZAN GÜNÜ VE SON GÖREV
Takvimler 25 Temmuz 1979 Çarşamba gününü gösteriyordu. Mübarek Ramazan ayının manevi huzurunun gölgelendiği o karanlık yıllardı. Genç Turgay, o günkü son vazifesi için okuldan ayrıldı. Yüreğinde iftar vaktinin sıcaklığını taşıyordu. O, evine dönecekti; ancak önce ailesinin kutsal sofrasına bereket katacak olan pideyi fırından alacaktı. O an, Turgay için sıradan bir erzak alma eylemi değil, bir öğrencinin ailesine ve yuvasına olan sadakatinin en masum ifadesiydi.
VURULAN DÜŞ VE KARARLI YÜRÜYÜŞ
Turgay’ın yolu, karanlık ve kalleş bir pusuya çıktı. Vatanın birliğini, milletin varlığını hedef alan komünist teröristler, 19 yaşındaki bu genç ülkücüye karşı sinsice kurulan tuzağı harekete geçirdi. Geri adım atmayı, teslim olmayı ya da davasından dönmeyi aklından dahi geçirmeyen Turgay, o kahpe saldırının tam ortasında kaldı.
Kin ve nefretle sıkılan kurşunlar, onun genç bedenine bir değil, tam ON DÖRT KEZ isabet etti. Bu, bir gence sıkılan kurşun değil, bir inanca ve geleceğe yöneltilen alçakça bir suikasttı. Ve o an, zamana kazınan en yürek burkan detay yaşandı: Turgay Uysal, son nefesini verirken dahi elindeki iftarlık pideleri düşürmedi. O pide, açlığın değil, bir ülkücünün hayatının son anına kadar taşıdığı sorumluluğun ve saf sevginin sembolü olarak kanla sulanmış Antalya toprağına düştü.
KANLA YAZILAN ŞEHADET DESTANI
Ertesi gün, Antalya şehidini uğurlarken, tabiat bile bu büyük fedakarlığa tanıklık etti. Turgay’ın naaşı, vatan toprağının onu kabul edişindeki mucizeyi gözler önüne serdi. Bedeninden akan kan, yıkanmasına rağmen dinmek bilmedi. İmam Efendi, hüzünle onu kefenledi. Ancak ilk kefen, genç Turgay’ın dinmeyen kanıyla anında kıpkırmızı kesildi. İkinci bir kefen daha sarıldı bedene, o da aynı kutsal kırmızılığa boyandı.
Bu ilahi durum karşısında İmam Efendi’nin sesi titredi; bu, sıradan bir ölüm değildi, bu, bir tasdikti. Yüksek sesle ilan etti: "Bu çocuk şehittir!" Turgay Uysal, sadece imanıyla değil, kanının bereketiyle de şehadete erdiğini ispatlamış, ruhunun saflığına şahit olan, kanıyla yıkanmış çift kefenle toprağa verildi. O, 19 yaşında bir öğrenciydi; ancak ölümsüzler mertebesine adını altın harflerle yazdıran bir kahraman olarak tarihe mühürlendi.
"Unutulmasın ki, vatanın sınırları, yalnızca genç ve adanmış şehitlerin kanı ile çizilen o sonsuz kırmızı çizginin üzerinde durur."