"Bazılarının hayatı bir takvim yaprağıdır; bazılarınınki ise adanmışlığın kanla yazılmış, unutulmaz bir destanıdır."
KİMLİĞİ VE İDEALİNİN ZIRHI
O, sadece bir esnaf değildi. İstanbul’un ticaret nabzının attığı o kadim topraklarda, Yeşildirek Tarakçı Cafer Ağa Sokaktaki Niğde Hanı’nda parça kumaş ticareti yaparak hayatını kazanan, emeğiyle kök salmış bir yiğitti. O, emeğin ve inancın birleştiği yerde duruyordu. Adı: Mehmet Demirtaş.
Ancak Mehmet Demirtaş’ı sıradanlığın dışına taşıyan, o karanlık 1980 öncesi yıllarda dahi sarsılmaz duruşuydu. O, MHP Eminönü İlçe Eski Başkanı unvanını taşıyan, davasına yüreğini mühürlemiş bir liderdi. Bedenen İstanbul’un nabzında kumaş satarken, ruhu milletinin geleceği için çırpınıyordu. Onun mesleği sadece ticaret değil, aynı zamanda ülkücü idealin bayraktarlığını yapmaktı.
23 TEMMUZ 1980: KARANLIĞIN GÖLGESİ
Tarih 23 Temmuz 1980’i gösteriyordu. Türkiye’nin üstüne çöken siyasi gerilimin doruklara ulaştığı, göğüslerin çelikten, yüreklerin ise ateşte yandığı o acımasız günlerden biriydi. Mehmet Demirtaş, iş yerindeydi. Sadece bir siyasi lider olarak değil, bir aile reisi olarak da o an orada bulunuyordu. Yanında kardeşi Kemal Demirtaş ve yeğeni İzzet Demirtaş vardı. Onlar, o gün sıradan bir öğlen vaktini yaşarken, kapıdan içeri giren ölümün soğuk nefesi bekliyordu.
SİLAHLARIN TAŞLENDİĞİ AN
Zulüm, daima en savunmasız anda vurur. Öğlen vakti, ekmeğinin peşinde olduğu o kutsal mekânda, üç DEV-YOL militanı baskın düzenledi. Bu, sadece bir ticari mekana yapılan saldırı değil, bir inanca ve bir duruşa karşı açılmış alçakça bir savaş ilanıydı.
Gözleri dönmüş militanlar, acımasızca silahlarını taşlediler. O hanın içi, bir anda mermilerin ıslığıyla doldu. Mehmet Demirtaş, ailesinin yanında, idealinin kalesi addettiği iş yerinde, namluların karşısında dimdik durdu. O an, bir liderin, bir ağabeyin, bir ülküdaşın verebileceği en büyük kararı verdiği an olmalıydı.
O açılan canice ateşin sonucunda, kahramanımız Mehmet Demirtaş, iş yerinin zemininde, davası uğruna mücadele ettiği İstanbul topraklarında şehit oldu. O, bedenini siper ederek kardeşini ve yeğenini koruma gayesiyle hareket etmiş, son nefesini onurla vermişti.
KANLA YAZILAN BEDEL VE EBEDİYET
Mehmet Demirtaş olay yerinde şehadet mertebesine ulaşırken, o vahşi saldırının bedeli ağırdı. Kardeşi Kemal Demirtaş ve yeğeni İzzet Demirtaş da bu kalleş baskında ağır yaralanarak kurtuluşa erme mücadelesi verdiler.
Mehmet Demirtaş, 23 Temmuz 1980 günü, sadece bir kurşunla değil, ebedi bir inancın sarsılmaz kalkanıyla düştü. O, parça kumaş tüccarıydı ama geriye, tarihin hafızasında asla yıpranmayacak, kefeni yırtık bir kahramanlık kumaşı bıraktı. O gün bir hayat sona ermedi; bir direnişin, bir fedakârlığın şanlı destanı başladı.
"Şehitler ölmez, onlar sadece göklere yükselen birer bayrak olurlar; Mehmet Demirtaş da İstanbul semalarında dalgalanmaya devam edecektir."