"Bazı yiğitler cephede değil, kendi ocağında, en kutsal sofranın başında şehit düşer. Onlar, ideallerini merhametle birleştirip, hayatlarını davalarına adayanlardır."
BORÇKA’DAN SAMSUN’A UZANAN YÜREK
Tarih 23 Temmuz 1980'i gösterdiğinde, Anadolu coğrafyasının çetin ruhu Artvin’in Borçka ilçesinden yola çıkmış, Samsun’a demir atmış bir yiğidin adı yazılıyordu. O, 50 yıllık ömrünü, mücadelesine ve ailesine vakfetmiş bir idealist, Ülkücü Şehit Kadir Odabaşı’ydı. Maddi imkansızlıklar, onun ne ideallerinden ne de mesleğinden vazgeçirebilmişti. Bir Diş Teknisyeni olarak, büyük zorluklara rağmen ekmeğini dahi evinde kazanıyordu; üç evladının ve eşinin yüzüne bakarak, onlara layık bir baba olmanın onurunu taşıyordu.
ADANMIŞLIĞIN VE İMTİHANIN VAKTİ
Takvimler Ramazan ayını işaret ediyordu. O gün, orucun verdiği arınmışlık ve kutsal iftar vaktinin bekleyişi, Kadir Odabaşı’nın evini manevi bir huzurla sarmıştı. Aile, günün yorgunluğunu ve açlığını giderecekleri sofranın başına toplanmıştı. O anlar, inançlarının ve aile birliğinin en yüce göstergesiydi. Ancak kader, bu kutsal anı bir ihanet ve alçaklık sahnesine dönüştürmek için kapıyı çalmıştı.
HİYANETİN GÖLGESİNDE SUNULAN SOFRA
Eşi ve çocuklarıyla iftarını açmak üzereyken, kapıda bir yabancı belirdi. Kendini devrimci solcu-komünist militan olarak gizleyen bu alçak, diş çektirme bahanesiyle içeri girmeye çalışıyordu.
Kadir Odabaşı’nın yüreği, ideallerinin yanına sığdırdığı o büyük insanlık erdemiyle doluydu. Oruçlu olmasına, iftarını bekliyor olmasına rağmen, zor durumda olanın aciliyetini düşündü. Sofradan kalktı. Kahramanımız, öncelikle gelen misafiri (veya gelenleri) kendi iftar sofrasına davet etti; çünkü onun ruhunda fedakârlık ve misafirperverlik, can güvenliğinden bile önce geliyordu. Sonra, soğukkanlılıkla mesleğini icra etmeyi teklif etti.
Ancak gelen, yardım arayan biri değil, planlı ve kararlı bir katildi. O, merhamete değil, kana susamıştı.
AİLENİN GÖZÜNDEKİ YÜCE VEDA
Kadir Odabaşı’nın sunduğu insaniyet dersini yüzüne vuran alçak katil, diş çekme odasına yöneldi. Ardından, en kutsal mekanı, bir babanın yuvasını, silahların karanlık gölgesiyle tehdit etti. Eşini ve çocuklarını silahla etkisiz hale getirdi; onlara korkunun en acı tebessümünü yaşattı.
Ve sonra, o dehşet anı yaşandı. Kadir Odabaşı, tam da yurdunu, inancını ve ailesini koruduğu kendi yuvasının ortasında, eşinin ve evlatlarının gözleri önünde, kalleş kurşunlarla şehit edildi.
O gün, Samsun’daki o mütevazı ev, bir Diş Teknisyeni’nin kanıyla vatan toprağına mühürlendi. Kadir Odabaşı, imkansızlıklar içinde dahi eğilmeyen başıyla, Ramazan sofrasında gösterdiği fedakarlıkla ve ailesini son anına kadar koruma kararlılığıyla, adını destanların arasına yazdırdı.
"Bazı ölümler, sadece bir son değil, arkada kalanlara verilen en büyük emanettir. Şehit Kadir Odabaşı’nın evindeki o kan lekesi, alçaklığa karşı onurun ve imanın ebedi mührü oldu."