"Bir ömür, kaç yıl yaşadığınla değil, uğruna yemin ettiğin değerlerin ağırlığıyla ölçülür."
KİMLİĞİ VE EBEDİ DURUŞU
O, sırtında üniforma taşımayan, ancak davasının en sadık neferi olan bir isimdi: TURAN GÜÇLÜ. Bize sunulan bilgilerde doğum yeri kayıp olabilir; zira Turan Güçlü’nün coğrafyası bir şehrin sınırları değil, mensubu olduğu mukaddes inancın kalbiydi. O, memleketin her köşesinde filizlenen bir adanmışlığın ta kendisiydi.
Mesleği, milletin nabzını tuttuğu en sıcak mekanlardan biriydi: O bir ESNAF’tı, kahvesinde ve dükkanında Anadolu’nun yorgunluğuna ve umuduna şahitlik eden bir KAHVECİ. O, sözün ve duruşun gücünü, kılıcın keskinliğine tercih eden, sade yaşamında büyük bir fikri savunan bir Ülküdaş’tı.
UŞAK’TA YANAN ATEŞ
Tarih, memleketin kanla yazıldığı en zorlu dönemlerden birini, 1979 yılını gösteriyordu. Şiddetin gölgelediği UŞAK, sıradan insanların bile bir cephe neferi olmak zorunda kaldığı bir mücadele meydanıydı. Turan Güçlü, sokağın ortasında, esnaf kimliğiyle Ülkücü hareketin dürüst ve onurlu temsilcisi olarak nöbet tutuyordu. O, dükkanını sadece bir ticarethane olarak değil, milli vicdanın ayakta kaldığı bir sığınak olarak görüyordu.
O KARANLIK GÜN VE SON ORTAK HAREKET
23 TEMMUZ 1979, sıradan bir Pazartesi değildi; Turan Güçlü’nün adını ebediyete yazdırdığı gündü.
Olay Günü, Uşak’ın Sivaslı ilçesinde, Ülküdaşı Zeki Kaya adlı esnafın dükkanındaydı. Bu dükkan, sadece alışverişin yapıldığı bir yer değil, aynı zamanda aynı inanca sahip gönüllerin bir araya gelip, dağılmak istenen bir milleti ayakta tutma yemini ettikleri bir karargâhtı.
Devrimci solcu-komünist militanlar, bu duruşa ve bu birliğe tahammül edemediler. Onlar, Turan Güçlü’nün savunduğu idealin sarsılmazlığı karşısında, en alçakça silahı kullanmayı seçtiler.
KAHRAMANIN ATEŞ ÇEMBERİNE YÜRÜYÜŞÜ
Dükkana patlayıcı madde atıldı. O anın dehşeti, şiddeti ve ani vahameti, kayıtlara sadece birkaç kelimeyle geçmiştir; ancak yaşananlar bir milletin hafızasına kazınmıştır. Turan Güçlü, bir esnaf olarak günlük işlerini yaparken, aniden kendisini ülkülerinin bedelini ödediği o son, kaçınılmaz anda buldu.
O, geri çekilmedi. O, tehlikenin üzerlerine geldiği Zeki Kaya’nın dükkanında, inancının yanında dimdik durdu. O bombanın dükkana isabet ettiği anda, Turan Güçlü’nün hayatı keskin bir çizgiyle ikiye ayrıldı; bir yanda sıradan bir esnafın sade yaşamı, diğer yanda ise uğruna can verdiği ideallerin göğsüne vuran destansı ateş.
O an, fiziki gücü değil, manevi cesareti konuştu. Turan Güçlü, atılan patlayıcının neden olduğu yıkım ve karmaşanın ortasında, vatan aşkının ölümsüzlüğüyle mühürlenerek ŞEHİT oldu. Uşak semaları, sıradan bir insanın en büyük fedakarlığı yaptığına tanıklık etti.
EBEDİYET
O, doğduğu yeri bilmediğimiz, mesleğiyle halktan biri olan ancak duruşuyla dağları deviren bir kahramandı. Turan Güçlü, 23 Temmuz 1979’da şehitlik mertebesine ulaşarak, esnaf masasında başladığı hayat yolculuğunu, milletin şeref defterinde ebediyete taşıdı.
"Sıradan bir esnafın destanı, 23 Temmuz 1979 günü, Uşak semalarında vatan toprağına düşen bir yeminle mühürlenmiştir."