"Hakikat kalesi düşmesin diye, bazıları rızkını kazandığı dükkânı siper bilir; bedelini kanıyla öder."
YALÇIN SATICI: ESNAF KILIĞINDAKİ KAHRAMAN
Takvimler 1980 yılının o kasvetli ve çetin baharına işaret ederken, İstanbul’un kalabalığı içinde, sessiz bir adanmışlık yemini taşıyan bir yiğit vardı: Yalçın Satıcı. O, sadece 28 yıllık ömrüne koca bir aile sığdırmış bir babaydı; iki çocuğuna ve eşine yuva kurmuş, Maltepe Feyzullah Mahallesi’ndeki evinde huzur arayan bir hane reis. Ancak omuzlarında taşıdığı yük, sadece evin geçim derdi değil, aynı zamanda Türk milliyetçiliği davasına duyduğu sarsılmaz sadakatti. O, Maltepe MHP teşkilatının sessiz ama dimdik duran bir üyesiydi.
ALIN TERİ VE HAKİKATE ADANMIŞLIK
Yalçın Satıcı, geçimini Eyüp Ortakçılar Semti’nde, Baba Haydar Mahallesi Yeniçeşme Sokak’ta, mütevazı bir manav dükkânında helalinden kazanıyordu. Pazarcı tezgâhı, onun hem rızık kapısı hem de inancının sergilendiği bir onur meydanıydı. O, sabahın erken saatlerinde ailesinden ayrılır, emeğiyle evine ekmek götürürken, gönlünde taşıdığı ülkücü yemininden zerre taviz vermezdi. O’nun için esnaflık, bir duruşun simgesi, milletine hizmet etmenin sessiz bir biçimiydi.
SON MÜRACAAT VE YALNIZ BIRAKILAN SİPER
Ne var ki, o çalkantılı dönemin karanlık gölgesi, dürüstlükle alın teri döken bu kahramanı da buldu. Şehadetinden yalnızca üç gün önce, cephesini terk etmeyen bu yiğit, komünist militanlar tarafından açıkça tehdit edildi. Yalçın Satıcı, hayatın kutsallığına ve kanun nizamına olan inancıyla yetkili makamlara müracaat etti. Yardım istedi. Ancak hayatını koruma çabası sonuçsuz kaldı, aradığı neticeye ulaşamadı.
O, geri çekilebilirdi; dükkânını kapatıp ailesinin yanına sığınabilirdi. Ama Türk milliyetçisi Yalçın Satıcı, makamların kendisine sunduğu güvenceden mahrum kalsa bile, inancının gerektirdiği dik duruşu asla terk etmedi. O, tehlikenin ateş çemberine gönüllüce yürüdü. Ekmek teknesini, davasının son siperi ilan etti.
11 NİSAN 1980: VAZGEÇMEYENLERİN ŞEHADETİ
Ve beklenen karanlık, 11 Nisan 1980 akşamı çöktü. Eyüp’teki manav dükkânının ışıkları söndürülürken, alçakça bir pusu kuruldu. Yalçın Satıcı, ticaretini tamamlayıp evine, çocuklarına dönme hayali kurarken; namlular, dürüstçe kazandığı o yerde onu hedef aldı.
Detaylar kuru bir not defteri gibi eksiktir; o an hangi düşüncenin O’nun zihninden geçtiği, hangi cesaretin O’nu son nefesine kadar ayakta tuttuğu sadece bilinmez. Bilinen tek gerçek şudur: Yalçın Satıcı, komünist militanlar tarafından kurşunlanarak, işyerinde, vazgeçmediği tezgâhının başında şehit edildi. O, sadece bir esnafın kanını dökmek isteyenlere karşı, son anına kadar inancının kalesini savundu. 28 yaşındaki bir babanın, kendi emeğiyle kurduğu hayat, uğruna savaştığı idealler için feda edildi.
"11 Nisan 1980 akşamında sadece bir can düşmedi; bir iman, bir yemin olarak o toprağa kök saldı ve nesiller boyu sürecek bir destanın ilk satırını yazdı."